SON DAKİKA

HIRVATİSTAN – KARADAĞ – BOSNAHERSEK GEZİSİ (24 Mayıs 2018 Perşembe Hırvatistan)

(24 Mayıs 2018 Perşembe Hırvatistan)

Bu haber 26 Haziran 2018 - 14:00 'de eklendi.
Recep Ak Ayancık
Recep Ak Ayancık

Ibn Bottuto şöyle demiş; “Yolculuk önce seni sözsüz bırakır sonra da iyi bir hikâye anlatıcısına dönüştürür.” Yine bir gezi yazısıyla karşınızdayım.

Hani derler ya; “Gezme mikrobu size bulaştıktan sonra artık tedavisi yoktur. Gezgin bu mikropla mutlu yaşayacağını bilmesi güzel bir duygudur. Bu gezimizi, Yugoslavya’nın yıkılması ve yeni dünya düzeninin oluşturduğu Adriyatik ülkeleri Hırvatistan-Karadağ-Bosna Hersek’e yaptık. İstanbul da ki dostum Haluk Genç’in planladığı ve bizi davet ettiği bir gezi…

 

Bu gezide ki dostlarımız; Haluk – Nurtap GENÇ çifti, Hüseyin – Banu AVCI çifti, Abdullah – Nagehan BAYRAKSAN çiftleriyle birlikte Atatürk havaalanında 24 Mayıs 2018 Perşembe günü Saat 5.00 gibi buluştuk. Gümrük işlemleri bittikten sonra uçuş saatimizi beklediğimiz esnada Abdullah arkadaşımız rahatsızlandı Havaalanı doktoru tedavisine devam ettiği esnada uçağa biniş saatimiz geldiğinden bizler uçağa geçtik. Uçak kalkmadan eşiyle onlarda uçağa geldiler. Grubumuz tam kadro 06.35 de Hırvatistan (Dubrovnik) kalktı. Bir saatlik uçuş sonucu THY uçağıyla Dubrovnik’e indik.

 

Arkadaşlarımızdan Haluk ve Hüseyin tatil boyunca ulaşımımızı sağlayacak minibüsümüzü almak üzere Havaalanı yakınında ki kiralama acentesine gittiler.  Acente henüz açılmadığından hemen yakınında ki mini cafe de kahvaltı için bir şeyler atıştırdık.

 

Kısaca Hırvatistan hakkında bilgi verecek olursam; Orta Avrupa da bulunan ve Balkan ülkesi olan Hırvatistan’ın başkenti Zagrep’tir.  Diğer önemli şehirleri, Rijeka, Split, Zadar, Sibenik, Hvar ve Dubrovnik’tir. Dini Hristiyan halkın büyük çoğunluğu Hırvatlardan oluşturduğundan dili de Hırvatçadır. En önemli geliri Turizmdir. Adriyatik denizine 6 bin kilometreden fazla kıyısı ve irili ufaklı 1100 adaya sahiptir. Eski Yugoslavya ülkelerinden biri olan ülke, yıllar süren savaşlar ve istilaların ardından 8 Ekim 1991 de özgürlüğünü kazanmıştır. 4 yıl yaşanan iç savaş ve 2013 senesinde Avrupa Birliği’ne katılmıştır. Özellikle 65 yaş üstü nüfusun İngilizce konuşmadığı ülkede genç nüfusun hemen hemen hepsi İngilizceyi akıcı konuşmaktadır.  Hırvatistan Avrupa Birliği ülkesi olmasına rağmen Euro yerine kendi para birimi (Kuna)yı kullanıyor.

 

Minibüsümüzü teslim aldıktan sonra Hüseyin Avcı arkadaşımızın sürücülüğünde Dubrovnik’e yola çıktık. 20 km yolculuktan sonra Adriyatik Denizinin incisi, Turistlerin hayran kaldığı berrak sularında yüzebileceğiniz, tarihi sokakları arasında devamlı yeni sokaklar keşfedeceğiniz, Şehri saran kale ve surlarıyla her köşesinde hissedilen tarih ve doğanın hayranlık bırakacak güzelliğiyle insanın etkisi altında kaldığı Dubravnik’e geldik. Minibüsümüzü bir otelin otoparkına bıraktıktan sonra eski kent Old Town bölgesine yola çıktık.

 

Old Town: Şehir surlarıyla sarılmış Türkçe karşılığı Eski Kent tarihinde bir dönemde Osmanlı Egemenliğinde yer alan şehir 1991 yılında Sırp güçleri tarafından büyük hasara uğramış olsa da onarılmış günümüzde en turistik yerler arasındadır. 1970 yılında UNESCO Dünya Tarih Mirası listesine dahil olan şehirde gezerken tarih içinde yolculuğa çıkmış gibi hissediyor insan kendini. Old Town da 1940 metre uzunluğunda 1,5 metre kalınlıktaki belirli yerlerde çıkışı olan surlar gezilecek yerler arasındadır. Bu orta çağ şehrinin surları Bizans döneminde yapılmış. Bizans’tan sonra Venedik, sonrada Osmanlı… 4 kapısı bilinen Old Town da 2 kapsısı önemli. Pile Gute Liman kapısı, tekne turlarının yapıldığı kapı…

 

Old Town geziye  başladık ona caddelerden bağlantı ara sokaklar ilginçti. Kale duvarlarını yüksek, kale içi sokaklar daracıktı. Sanırım biraz sıkıldık hemen restoranlar deniz suyu tertemiz harika. Grubumuz Lokrum adasına gitme kararı alıyor. Biletlerimizi aldık teknemize bindik yola çıkıyoruz.

 

Lokrum Adası Derin bir mavi denizle çevrili, gür ve yeşil ormanlıktan oluşmuş Dubrovnik’e 650 metre uzaklığında 70 hektar büyüklüğünde bir ada. Akdeniz bitki ve ormanlarından oluşan; Defne, Mersin Meşe ve Dubrovnik Üniversitesi tarafından işletilen 500 den fazla bitki ve ağaç türlerinden oluşan Botanik Bahçesinde en çarpıcıları dikenli kaktüsler, dikenli Armutlar sulu meyveler… adada 11. Yy ‘da yapılan Benedict’ine Manastırı bulunmakta. Efsaneye göre Aslan yürekli Richard, adada ki  ilk kiliseyi Finansa etmiş. Adada en göze çarpan özelliğin içinde serbestçe dolaşan Tavus kuşlarıdır. Yine adadaki manastırda Game Of Trones’un çekimlerinin yapıldığı, evler ve oteller yok ama çok çeşitli restoranlar, kafeler, barlar bulunmakta.

 

“Skola” adlı tekne ile Dubrovnik eski limandan çıktık. Lokrum adasına geldik. Koy içinde bir iskele yapmışlar indikten sonra iskele yakınında bulunan restoranda yemeklerimizi aldık. Yemek sonrası gölgeli orman yolunda adada gezmeye başladık. Her tarafımızda ağaçların tepeler dahil sülünler dikkatlerden kaçmıyor. Özgürce dolaşan tavşanlar eşlik ediyordu. Adanın en yüksek noktası olan deniz seviyesinden 96 metre yükseklikteki Fransızlar tarafından yapılan 1806 yılında inşa edilmiş Fort Royal Kalesine tırmanışa geçtiğimizde grubumuzdan bazı arkadaşlar bize eşlik etmediler. Oldukça dik güzergâh sonrası kaleye ulaştığımızda Dubrovnik ve sahil şeridi muhteşemdi. Fotoğraflar aldıktan sonra inişe geçtik kayalıklar arasında ki plajları, Benedictine Manastırını gezdikten sonra grubumuzla buluştuk. İskele yanına geldiğimizde tavus kuşlarının şovlarını fotoğrafladıktan sonra gelen tekneyle Dubrovnik’e döndük.

 

Artık yorulmuştuk, biraz dinlenmek üzere kalacağımız otele gitmek üzere önce arabamızı park ettiğimiz yerden aldık navigasyon yardımıyla Gruz bölgesinde ki otelimize gitmek üzere yola çıktık. Aynı yeri birkaç kez getirmemize rağmen bir türlü otelimiz bulamayışımız tebessümlerimizi kahkahaya dönüştü. Nihayet bulmuştuk, bagajlarımızı aldık odalarımızı teslim aldık. Otelimiz “Villa Aura” Stüdyo daire olup gayet rahat ve kullanışlı. Otelimizi sanırım karı koca işletiyor, bayan sahibinin kullanım için ayrıntılı anlatımı biraz sıkmıştı. Bu ara odalarımızı saat 16.00 gibi teslim almıştık. Akşam yemeği için saat belirledik kısa da dinlenmeye geçtik.

 

Akşam yemeğimiz için otel bölgemizde ki  “Ben Apptit” restorana gittik. Bu bizim ilk akşam yemeğimizdi. Deniz ürünlerinden oluşan yemeğimiz lezzetli idi atmosferde fena değildi. Dost canlısı garson hesapta makuldü. Yemek sonrası birazda sohbet ettikten sonra otelimize göndük. 10.30 gibi dinlenmeye geçtik yarın Karadağ’a Buva ve Kotor’a gideceğiz.

 

Bugün ki gezimizin en önemli bölgesi olan Old Town eski ketten bahsetmek istiyorum. “Stradun Caddesi: Old Town’u ikiye bölen Strodun Caddesi, şehrin ana caddesidir. Bir çok kamu olayı, kutlama ve tören burada düzenlenir. Yaklaşık 300 metre uzunluğunda olan cadde Roma – Yunan etkileri taşımaktadır. 1468 yılında kaldırımlar ile zenginleştirilmiş cadde turistlerin uğrak noktasıdır.

 

Büyük Onafrio Çeşmesi: 1436 yılında çeşmenin inşasına karar verilmesinin ardından kurulan sistem ile 116 metre yükseklik ve 11.7 kilometre uzunluktan su getirilmiştir. Çeşme günümüzde turistlerin yoğun ilgi gösterilen yapılar arasında yer alıyor.

 

Fransisken Manastırı: 13.yy’da inşa edilen Manastır şehrin öenmli yapıtlarından Gotik ve Rönesans etkilerinin görülebileceği yapı içerisinde günümüzde bir müze ve kütüphane bulunmaktadır. Kütüphane de 70 binden fazla kitap bulunmaktadır.

 

Çan Kalesi: 1444 yılında inşa edilen kule yerel ustaların bir eseridir. İlk yapıldığında çana vurulan iki figür tahtadan yapılmış daha sonrada ise figürler bronzdan yapılmıştır. 1667 yılında ki depremde eğilen kule güvenlik amacıyla 1929 yılında yıkılıp yeniden yenisi inşa edilmiştir.

 

Rektör Sarayı: (Knezev Dvor) Gotik, Barok ve Rönesans etkilerini bünyesinde barındıran bir yapıdır. Yapıldığı dönemden bugüne birçok ek ve yenileme çalışması geçirmiştir. Günümüzde Dubrovnik Müze tarih bölümüne ev sahipliği yapmaktadır.

 

Aziz Blaise Kilisesi: 1715 yılında adından da anlaşılacağı üzere Aziz Blaise için inşa edilmiştir. Kilisenin iç kısmı ve mermer işlemeleri oldukça görkemlidir. Birçok düğün merasimi burada tertiplenmektedir.

 

Sponza Sarayı: şehirde orijinal formunun korunduğu en güzel yapıtlarından biridir. Stradun Caddesinde bulunan saray 16.yy da inşa edilmiştir. Günümüzde bir çok organizasyona ev sahipliği yapmaktadır.

Katedral: 12.-14. Yüzyılları arasında inşa edilen Katedral 1667 depreminde yerle bir olmuştur. 20.yy da yapılan kazı ve yenileme çalışmaları ile günümüzde ki haline kavuşmuş.

Orlanda Stünu: Stradun Caddesininim sonunda bulunan sütun çan kulesinin yanında bulunmaktadır. 15. Yy. da yapılmış olan sütunda yer alan şövalye figürü Orlando’dur. Dubrovnik festivalinin açılış ve kapanış törenlerinde ki temel semboldür.

Gundulicn Meydanı: 1667 depreminin ardından inşa edilen meydan üzerinde kurulan sokak pazarı ile ünlüdür. Meydanda 1893 yılından kalma Dubrovnikli şair İvon Gundulicn’in bir heykeli bulunmaktadır.

 

Pile Kapısı: Dubrovnik şehir kapılarından biridir. Kapının iç ve dış duvarları vardır. 16. Yüzyıl da inşa edilen kapı Dubrovnik Cumhuriyeti Döneminin geceleri kapatılan bir kapıydı. Günümüzde sürekli açık.

 

Eski Liman: Dubrovnik’in doğusunda yer alan Eski Limanın (Gradska Luka) inşasına 15. Yy da başlanmış 16. Yy’da bitirilmiştir.

Minceta Hisarı: 1319 yılında inşa edilen Minceta Hisarı, şehir surlarının önemli bir parçasıdır. Günümüzde Dubrovnik şehrinin sembollerindendir.

 

25 Mayıs Cuma KARADAĞ

 

25 Mayıs Cuma sabahı saat 08.00 da minibüsümüze bindik. Sabah kahvaltımızı almak üzere akşam yemeğimizi aldığımız Bon Appetit Resatorana geçtik. Kahvaltı sonrası gezimizin Karadağ planında önce Kotor’a, sonra Budva’ya gitmek üzere yolan koyulduk. Yine kaptanımız Hüseyin Avcı… Dubrovnik’ten Karadağ sınır kapısı 35-40 km kadar. Hırvatistan sınır kapısıyla Karadağ sınır kapısı arasında ki mesafe 2 km kadar sürüyor. Sınır kapısında biraz araç kuyruğu vardı. Önce Hırvatistan sonra Karadağ gümrük kapısından geçtik Katar’a doru sahil yolundan takip ederek devam ettik.

 

KARADAĞ: Avrupa’nın en önemli yeni ülkelerinden Karadağ; Yugoslavya dağıldıktan sonra 2006 yılında bağımsızlığını ilan etti. Adriyatik kıyılarında sadece 293 km uzunluğuna sahip olmasına rağmen Karadağ insanları büyülemeye devam ediyor. Kotor, Budva, Stari Bar ve Ulcinj gibi tarihi şehirler turistlerin gözdeleri. Para birimi Euro, yaşayan halkın konuştuğu dil yaygın olarak Sırpça. Anayasasında Karadağ Demokratik ve çevreci bir ülke olarak tanınıyor.

 

Yolculuğumuzun, ilk durağı Kotor’a geldik. Minibüsümüzü park ettikten sonra, Kotor’un tarihini yansıtan dünyaca ünlü merkezi Eski Şehir’e girdik. Ortaçağ mimarisi, girif ve dar sokaklardan oluşan yapısıyla gezginler için mükemmel bir yer. Sıcak bastırmıştı giriş kapısının yakınında bulunan cafe de dondurma ve sularımızı aldıktan sonra grupla bir saat sonra kapıda buluşmak üzere serbest gezimiz başladı. Hemen Meydanda ki Saat Kulesi 1602 de yapılmış. Hemen önünde bulunan küçük yapı “Utanç Sütunu” olarak adlandırılıyor. Eskiden ayıplanacak bir suç asılarak halka teşhir ediliyormuş. Karşımıza St. Tryphon Katedrali çıkıyor. Katedral dokuzuncu yüzyıldan kalma küçük Romensk klişesinin temelleri üzerinde 1166 yılında inşa edilmiş kilise. Çan kuleleri ve cepheden bir kısmı tahrip edildiğinde özellikle 1667 depreminden sonra bir çok kez kapsamlı olarak restore edilen üç nefli bazilikadır. Gezimize devam ediyoruz, deri giysi satan ve ayakkabı terlik satan Türkler görüyor tanışıyoruz. Eski Şehri yüksekten görmek için Skurda Nehri ile Kalenin birleştiği köşede Kompana Tower burça çıkıyoruz fotoğraflar alıyoruz. Skurda Nehri; Hızlı akan Kotor’u güzelleştiren bir nehir. Balkanlarda ilk inşa edilmiş Napoleon Theatre binasının önündeyiz. 19.yüzyıla kadar işlev gören binanın kendisi 17. Yy da inşa edilmiş ve 1810 yılında tiyatroya dönüştürülmüştür. 20.yy da belediye binası olarak işlev görse de bugün Hotel Cattaro’nun resepsiyonuna ev sahipliği yapmakta. Grubumuzun elemanları Haluk ve bana takılarak Kotor’un merkezinden 800 metre tırmanarak çıkılabilen çıktıkça Kotor ve deniz-koyların muhteşem manzarası görülebilen Kotor kalesine zaman nedeniyle çıkamadık. Normalde 1,5 saat sürüyormuş. Bizde fotoğraf makinalarımızı zumlayarak Cskva Gospa Old kilisesinin ve Kotor Kalesinin fotoğraflarını çektik. Zaman dolmuştu. Kapının önünde buluştuk minibüsümüze bindik istikamet Budva.

 

Dünya mutfağından örnekler sunan “Restoran Olim” de oturmaya karar kıldık. Menüden beğenilerimin siparişini verdik. Tercihimiz genelde deniz ürünleri oldu. Çorbalarımız maşrapa ‘da gelip tabaklara dökülüp sunulması da ilginçti. Makul fiyat, lezzetli yemekleri yedikten sonra yürüme mesafesinde olan Eski kente doğru yola çıktık. Tatile gelenlerin yürüyüş, yemek, yüzme gibi aktivitelerinin seçeneklerinin olduğu bir marina bu alan. Birçok yat ve bota ev sahipliği yapıyor.

eski şehir anlamına gelen Old Town’a geçerken yerde büyük bir beton veya alçı çanın önünden geçerek Araştırmacılara göre 2500 yıllık Old Town’a giriyoruz. Adriyatik Denizi kenarında ki en eski yerleşim yerlerinden biridir. 1667 ve 1979 yıllarında meydana gelen depremlerden etkilenen şehir sonradan yapılan çalışmalarla günümüzde ki görünümüne kavuşmuştur. Dar sokakları, meydanları, ortaçağ dan kalma duvar ve kuleleri tam bir labirent görünümü sunmaktadır. Buradaki birçok binanın giriş katı sanat galerisi, kafe, butik yada mağazaya dönüştürülmüştür. İlk durağımız kale içinde küçük kapıyla açılan plaj. Oldukça temiz güneşlenen insanlar… aynı kapıdan tekrar içeri giriyoruz. Bank şeklinde ki kaide de Haluk Genç’in fotoğrafını çekiyorum. Gezimize devam ediyoruz. Karşımızda St.John Kilesisi en eski kiliselerden, yapımı 7.yy dayana ancak 1600 lü yıllarda meydana gelen deprem, kiliseye ciddi zarar veriyor yeniden inşa ediliyor. Kulesi daha sonra ekleniyor.

 

Önünde ki kafe da grubumuz kahve molası verirken Haluk’la klişeye girdik. Duvardaki resim dikkatimizi çekti. Resim mozaik görünümün içindeydi. İçeride ki görevliden fotoğraf çekmek için izin istedik izin verince fotoğrafladık. Kenti gezmeye devam ediyoruz. Deri giysi satan satıcının İzmir’den gelerek burada ticaret yaptığı söylemi, yine kitapçıda ki kitapların arasında Elif Şafak’ın kitabının bulunması hoşumuza da gitti. Toparlanma vakti geldi. Dubravnik’e dönmek üzere minibüsümüze bindik. Yola koyulduk.  Geri dönüşümüzü 10 km daha kısaltmak üzere minibüsümle feribota bindik. Karadağ sınırı içinde bir alışveriş merkezinde durduk. Yarın kahvaltımızı kaldığımız yerde yapacağımızdan kahvaltılık alışveriş yaptıktan sonra sınır kapısı boş olduğundan Karadağ – Hırvatistan sınırlarından oyalanmadan geçtik. Otelimizi bulduk. Biraz dinlendikten sonra odamızın dış kapısının önünde ki açık alanda grubumuz üyeleriyle sohbete koyulduk. İlerleyen zamanda Hüseyin Halukla ben kalmıştım. İki Galatasaraylı olarak Fenerbahçeli Hüseyin’e yükleniyorduk ki, komşu villada ki yaşlı teyze bizi sert bir dille uyardı. Polisi çağıracağını Hırvatça bizi iyi anlattı. Saatte hayli ilerlemişti. Bizlerde odalarımıza geçtik. Yarın Bosna – Hersek yolculuğumuz var erken kalkmalıyız.

 

26 Mayıs Cumartesi (Bosna Hersek)

 

 

Sabah kahvaltımızı grubumuzun hanımlarının hazırladığı kahvaltıklarla yapıyoruz.Özellikle Nagehan hanıma teşekkürler.Otelimizde yaptığımızdan zamandan da tasarruf oldu.Yolumuz Bosna Hersek istikameti…

Gruz liman bölgesindeki Franjo Tudman Köprüsünden geçerek yolumuza devam ediyoruz.Hırvatların Ston kasabasına geçtikten sonra sınır kapısına geliyoruz pek yoğunluk yok.Oradanda Bosno Hersek sınır kapısına işlemler bittikten sonra Bosno Hersek’in Neum kasabasına…Neum,Bosna Hersek’in denize açılma şansının olduğu yegane noktadır.Dar bir koridor şeklinde denize uzanan Neum kasabası,Hırvat topraklarını ikiye ayırır.Bosna Hersek’in tek sahil yerleşim yeri olması nedeniyle yaz aylarında Bosnalı tatilcilerin oldukça rabet ettikleri bir sayfiye görünümünde.Neum’dan sonra Bosna topraklarından tekrar Hırvat topraklarına geçtik tekrar gümrük işleri.Place yakınlarında Mostar yönüne karayoluna,sınıra hep yol boyunca filmlere romanlara konu olmuş meşhur Neretva Irmağı yoldaşlık ediyor.Bu oralı 4 sınır kapısı,4 kontrolden geçtik.Bosna-Hersek topraklarına girdiğimizde Cami minarelerini görmeye başlıyoruz.Yolumuz üzerinde Osmanlı köyü olarak da adı geçen  Poçitel’den geçiyoruz.Mostar’a ulaştığımızda iç savaşın acımasızlığını gösteren binalar bizleri hüzünlendiriyor.

Mostar;Bosna Hersek Federasyonuna bağlı Hersek-Neretva Kantonunun idari merkezi olan Mostar 105 bin nüfusuyla Hersek bölgesinde en büyük şehirdir.İç savaşta büyük zarar gören ve şehre ismini veren Mostar Köprüsü Hırvatlar tarafından yıkılmış ABD,Türkiye,

Hollanda,İtalya ve Hırvatistan’ın katkılarıyla temel,beden ve zemini güçlendirilmiş,bir Türk şirketi tarafından aslına uygun yeniden inşa edilmiş.Neretva Nehri kıyısında yer alan Mostar Hersek’in başkentidir.Mostar şehrinin para birimi Konvertibil Mark’tır.Resmi dilide;Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar olmak üzere etnik gruplara ev sahipliği yaptığından bu diller resmi dildir.

Şehir merkezinde sarı kahve karışımı bina dikkatimizi çekiyor,bu binanın “Eski Lise” yarısı 1898 yılında diğer yarısıda 1902 tamamlanmış.Bosna Herkes’in en saygın okullarından gösteriliyor 2bin öğrencisi varmış.Minibüsümüzü okulun yakınına park ediyoruz.

Hemen karşımızda yol üzerindeki binaların dış cepheleri kurşun izleriyle dolu…Devlet bu binalara yeni nesil eskileri unutumasın diye dokunmamakta.Her katta hatta her odada ne hikayeler vardır.Şimdilerde grafiti müzesi haline gelmiş.Bir kafe bulduk grubumuz çay kahve içerken,Haluk ile ben açık bulduğumuz bankada para bozdurduk.

Kahvelerimiz bittikten sonra Mostar Köprüsüne doğru yürüyerek yola çıktık.Mostar köprüsü;Mostar halkının Kanuni’den istekte bulunmuş Sultanda yeni bir köprü için Mimar Sinan’a ferman buyurmuş.O da öğrencisi Mimar Hayreddin’i bu göreve layık görmüş.9 yıl içinde bitirilmiş.Evliya Çelebi; “Şunu bilesiniz ki,bu hakir Evliya,bu ana gelinciye kadar on altı padişahlık yer gezdim,böyle bir köprü görmedim.Bu köprüdeki letafeti ve zarafeti ve mimarlık sanatını bundan evvelki mimarlardan hiç biri yapmamıştır.” demiş.

Köprünün etrafında turistik mekan sahipleri sizleri içeriye çekmeye çalışıyorlar. Fotoğraflar çekiyor gezimize devam ediyoruz.Köprüden atlayacak iki genç gördük.Biz oralardayken atlamadılar.Türk konsolosluğunun önünde de fotoğraf çekiyoruz.Gezimiz devam ediyor Koski Mehmed Paşa Camisi’ne geliyoruz.1618 yılında Sokullu’nun ruznamecisi ve eski tımar defterdarı kendi adını vermiş buraya.Caminin girişi ücretli burasıda işi ticarete dökmüş.

Hediyelik ve bölgeye ait tablolar,bakır işlemeler,kahve takımları,cezveler,ibrikler, savaşa ait malzemeler satıcıları arasından tekrar köprüye çıkarak hemen nehir kenarında Restoran Harmonija giriyoruz.Manzara harika Neretva bütün güzelliğini sergiliyor sıradışı zarif  bir iş yeri iki de terası var.Orjinal ve modern menülerden oluşan Akdeniz ve Dünya mutfağından lezzetler sunuyor.Siparişler verildi.Ben;içinde baharat bulunmayan yalnızca soğan ve tuzla yoğurulup ateşte pişirilen küp doğranmış soğan ve özel ekmeğiyle servis edilmiş Cevapi köfte.Manzara güzel,mekan temiz,garson muhabbet,yemek nefis.Yemek sonrası her dış gezilerde yaptığım gibi gezerken gördüğüm resmi sokak ressamlarından aldım. Yürüyerek minibüsümüze döndük.Küçük bir toplantı sonrası Saraybosna gezimizden vazgeçildi.Geç kalırız gerekçesiyle,Filiz hanımın ısrarıyla Karavice Şelalesine doğru yola çıktık.

Navigasyon yardımıyla yola koyuluyoruz.Trebijat nehri üzerindeki Kraviste (Karavice) şelalerine geliyoruz.Kesinlikle görülmeye değer bir yer.Suyun 26-28 metre yükseklikten 5-6 yerden toplam 120 metre genişliğinde düşmesi harika bir görüntü.Hemen fotoğraf makinalara ve cep telefonlara asılıyor güzel görüntüler almaya çalışıyoruz.Bu şelalenin dibinde kafe-restaurant var orada hizmet alıyoruz.Şelalenin sularının düştüğü geniş alanda yüzünler var.Haluk’a takılıyorum; “Burada bir büyük iç,suya dal ayılırsın” grup gülerek cevaplıyor.Şelalere inmek için merdivenli yol yapmışlar inmek ve çıkmak için performans gerekiyo.Yürümek istemeyenler için mini tren (traktör çeker) kullanabilirsiniz.Kraviçe şelale alanı popüler bir yüzme,piknik alanı ve kamp yeridir.Artık Dubrovnik’e dönüş vakti geldi.Yine iki sını kapısı geçtikten sonra grubumuz Rızman Şarap fabrikasına gitme kararı alıyor.

Anayoldan arayola giriyoruz yol pek sağlıklı değil acaba girmesemiydik düşünceleri arasında; “Bir zamanlar ‘Şahin Tepesi’ dizi filmi izlemiştik” öyle bir mekana geliyoruz.Büyük bir bina etrafı lavanta çiçekleriyle donatılmış.Samimi kutlamalar yapılacak bir salon nefis teras,terastan kuş bakışı Adriyatik denizi ve adalar.Denizle bina arası üzüm bağları… Burası “Rizman Şarap Fabrikası”.Bu aile,kendi üzüm bağlarından organik şarap üreten imalathane olduğu ve Rizman ailesine ait olduğunu öğreniyoruz.Tadımlık şaraplar da ücretli olduğunu söylemek durumundayım.Bu eşsiz manzara eşliğinde tadıyoruz grubumuz memnun olucakki kendilerine de aldılar.

Şarap fabrikasından ayrıldıktan sonra Dubrovnik’e dönüyoruz.Akşam yemeğimizi Eski kentte alacağız.Meksika yemekleri sunan Mex Contina Bona Fide menüyü istiyoruz.

Arkadaşlar Meksika yemekleri sipariş verdiler.Ben pizza tercih ettim.Açık hava oturma grubunda yemeklerimizi yedik.Ortam temiz,servis düzgün fiyatlarda makuldü.Göz ucuyla da şampiyonlar ligi finali Real Madrid-Livirpool maçını izliyoruz sonucu biliyorsunuz Real 3 Liverpool 1…

Yemek sonrası geziyoruz hanımlar alışveriş (takı) yerlerine giriyorlar.Bazı restoranlardaki canlı müzik servis alanlar kadar ayakta izleyenlerinde ilgi odağı oluyor.Bu ara ara sokakta gemi modelleri yapan bir yer dikkatimi çekti.Haluk’la işletme sahibiyle görüştüğümüzde dedelerinin 300 yıl önce geldiklerini anlattı.Üst kattaki galerisini gezdirdi,:eskitilmiş veya eski pencere pervazı,kapı latalarının üzerine gemi modelleri işleyip arka fonda kullandığı pencere kapı materyallerinin köşelerine mektup üzerine yapıştırılmış posta pullarıyla tamamlıyor.Ne diyelim sanat yapıyor.Oradan ayrıldık meydandaki heykelin önünde toplu fotoğraf aldık otelimize dönüyoruz.Bu akşam terasta sohbet yok komşu teyze bizi korkuttu.Yarın Dubraynikteyiz tam gün denize gireceğiz.

 

27 MAYIS 2018 PAZAR

(HIRVATİSTAN) DUBROVNİK

  

Bugün saat 08:00 de kalktık kahvaltımızı yine otelimizin terasında yapıyoruz.Hanımların hazırlanıp biz erkeklerin yardım ettiği kahvaltı sonrası bugün günümüzü denizde geçireceğiz. Filiz hanım ve benim deniz malzemelerimiz olmadığından hemen yakınımızdaki alışveriş merkezine tedarih için gittik.Hüseyin ve Sevgili eşi Banu yardımcı oldular.Otelimize döndük.Yürüyüş yaparak gireceğimiz Lapad bölgesine gittik.

Denize gireceğimiz yer Sunset Beach plajı kendimize bir yer beğendik.Şezlong ve şemsiyelerimizi açtık görevli geldi.Ücretlerimizi ödeyip güneşlenmeye başladık.Bu sene deniz sezonunun Dubrovnik’te açtık 27 Mayıs 2018.Çok geçmeden Haluk,Hüseyin ve ben denize girdik.Çakıl taşlarının arasından Karadenizin soğukluğunda temiz pırıl pırıl su.Önce soğuk gibi girince alışıyorsun sonra grubumuzun diğer üyeleride bizlere katıldılar.Öğleye doğru yemek için plajın çevresindeki fırın pastaneden yiyecekler aldık.Üstümüz açık çıplak olduğundan biz erkekleri fırıncı benim kilomdaki hanım dışarı çıkardı.İyi ki Nagehan vardı yoksa hizmet alamayacaktık.İçeceklerimizi de aldık.Güneşlediğim yerde öğünü atıştırdık.Plajın wc ve duş bölümüde gayet temizdi.Plajda akşam ettik.Hüseyin ve Haluk taksi tutarak otelimiz parkında bulunan minibüsü almaya gittiler.Korunmama rağmen domates gibi kızarmışım.Plajların bulunduğu Lapad ağaçların gölgelendirdiği küçük çakıl taşlarıyla bezeli plajları şehirdeki ilgi çekici yerlerin başında geliyor.Manzaranın denizin tadını çıkarttıktan sonra plajın hemen ilerisindeki balık restoranlarında hizmet alabilirsiniz.Yürümeyle rahat bulduğumuz plajdan,minibüsle otelimizi zor bulduk yine… Duşlarımızı aldık biraz dinlendik akşam yemeğimizi Dubrovnik Eskişehirde deniz kenarında deniz ürünlerinden oluşan menüyle yapma kararı aldık.

Bu akşam gezimizin son gecesi.Minibüsümüzü aynı park yerine park ettikten sonra,geze geze Dubrovnik surlarının altında Eskişehir limanında Konoba Lokanda Peskorijada karar kılıyoruz.Menüsü basit hatta Türkçe’de olan,deniz ürünleri ve balık yemekleri sunan bir restorant.Grubumuz menüyü belirledi siparişler verildi masamız denize üç metre uzaklıkta… Sipariş beklerken bir takım vurmalı enstürman sesi çıkaran eski denizci kıyafetli grup şov yaparak geçiyor.Restorant mükemmel servis,yüler yüzlü yaklaşım ve müşteriye özen gösteriyor.Yemekler geldi.Sohbetler edildi,biraz uzun oturduk bu akşam.Minibüsümüzü Haluk kullanacağından fazla içmedi.Hüseyin,Abdullah ve ben özgürce içtik.Otelimize döndük. Yarın 10:00 da otel çıkışımız var bavullar hazırlanacak.

 

28  Mayıs 2018 Pazartesi (Dubrovnik Hırvatistan) İstanbul

 

Bugün erken kalkmadık.Hanımların hazırladığı kahvaltımızı yaptıktan sonra bavullarımızı topladık.Saat 10:00 gibi odalarımızı boşalttık.Otelden ayrılırken sahibeleri ve köpekleri “Era’nın” şovuyla ayrıldık.Minibüsümüzü Eskişehir (Old Town) yolundaki parka bıraktıktan sonra Eskişehire girdik.Abdullah ve Haluk “Game of Thrones” programına katılmak istediler. 2 saat süreceğini öğrenince vazgeçtiler.

Grubumuz gezmek ve alışveriş yapmak istiyordu.Haluk’la ben surları gezmek istedik.Bize katılan olmayınca 150 kuna karşılığında bilet aldık gezimize başladık.Dubrovnik’in en önemli gezilmesi gereken yerlerinden biri Surlar bölümüdür.10 yüzyıl mimarisi görkemli surlar 25 metre yüksekliğinde ve 2 km uzunluğunda,Adriyatik denizinin masmavi suları eşliğinde gibi 120 kg ağırlığındaki adam için hafif zorlu yürüyüşe başladık.Müthiş bir görsel şölen… Gelmeyen grup arkadaşlarımızın kaybı olarak görüyorum.1970 yılında UNESCO Dünya miras listesine girmiş.Tarih sevenlerin özellikle görmesi gerekir.Dört önemli kapısı olan surların Pile Gate ve Place Gate en önemli iki kapısıdır. Bu tarihi şehrin surlarında dolaşırken kendinizi başka bir çağdaymış ya da masalın içindeymiş gibi hissediyorsunuz.Haluk’la bol bol fotoğraf ve videolar çekiyoruz.Bir gerçekte surlarda yürümeden Dubrovnik’i gezdim denilmesin. Surlardaki yol boyunca birkaç kafe var.Yorulanlar için mola verebilirler.Bir uyarıda güneşli havada erken gezilmeli,güneşe yakalandıysanız şapka ve güneş gözlüğünüzü alınız.Bir de unutulmasın bolca merdiven inilip çıkma durumundasınız.Yürüyüşe başladığımız yere geldiğimizde bir saati aşkın zaman geçmişti.Grubumuzla buluşma yerimiz olan gemi modelleri satıcısının galerisine (Igor Ibjdovhodzic) geldik.Arkadaşlarımızda oradaydılar.

Öğle yemeğimizi almak için açık olan ve gölge bir mekan arıyorduk.Daha öncede yemek yediğimiz Mex Contina Bona Fide de karar kılıyoruz.Yemek sonrası yakınımızda olan ‘Game of Thrones’dizi filmin çekimiyle ilgili hediyelik ürünler satan iş yerine giriyorum.Dr. Güner ÇİNKO’ya (O diziyi çok izlerdi) hediye alıyorum.Çıkışta her gittiğim ülkenin sokak ressamlarından resim aldığım için buradanda küçük suluboya resim alıyorum.

“Game of Thrones Dizisi”de Hırvatistan  turizmine katkı sunmuş.Dizide “güney bölgeler” olarak geçen tüm yerlerin çekimleri Dubrovnik’te yapılmış.UNESCO Dünya mirası listesinde yer alan duvarlar şehri,deniz kenarındaki konumu,tarihi barok binaları,çan kuleleri,Arnavut kaldırımlı yolları ve tüm sokaklara hakim olan kiremit rengi ile dünya turizminin gözdeleri arasına girmiş.Dizi;fantastik bir dizi olmasına rağmen buram buram tarih kokuyor.Gelecekte geçiyor ama geçmişten bahsediyor gibi…Döneminde en çok izlenen dizi olmayı başarmış.

Old Town’da son bir gezi yaparken Türkçe konuşan dondurmacılardan dondurmalarımızı aldık.Minibüse oradan da havaalanına hareket vakti geldi.Zamanımız olduğundan birkaç sayfiye yerine giriş çıkış yaptıktan sonra hava alanına geldik.Arkadaşlar minibüsü teslim ettiler bizlerde bavullarımızı teslim edip uçuş kartlarımızı aldık.Uçuş zamanımızı beklemeye başladık.18:30 THY Dubrovnik İstanbul uçağıyla ülkemize döndük.

Avrupanın ortasında uygar dünyanın gözleri önünde orantısız bir güç kullanımı ile büyük insanlık dramı yaşanan,insanlığı soykırım,etnik ayrımcılığın ve kötü sonuçların yaşandığı coğrafyanın bir bölümünü gezdik bu gezimizde.Bu gezimizi planlayıp bizi davet eden Haluk’a, kardeşten yakın gördüğüm sevgili eşi Nurtap’a…Sağlıklı kazasız belasız bizleri gezdiren kaptanımız Hüseyin’e ve sevgili eşleri Karadeniz’in hırçın tatlı kızı Banu’ya…Bu gezimizde sağlığın ne kadar önemli olduğunu bizlere yaşatan dost arkadaş Abdullah’a ve sevgili eşi gezimizin sakin hanımefendisi Nagehan’a teşekkürler ediyorum.İyi ki sizleri tanımışız.Tim Cahill şöyle demiş; “Bir yolculuğun en iyi ölçüsü kathettiğin kilometreler değil,yolculuk sırasında edindiğin arkadaşlardır.” Yeni gezilerde buluşmak üzere sevgi ile kalın.

Erdoğan Erkaymaz

Sinop 15 Eylül Gazeteciler Cemiyeti

Ayancık Temsilcisi

 

 

 

 

Recep Ak Ayancık
Erdoğan Erkaymaz
Erdoğan Erkaymaz [email protected]

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Muhtar Adayı Salim Altıkulaç Ayancık
yabancı dizi izle