Dolar 32,9156
Euro 35,3815
Altın 2.469,81
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sinop 27°C
Açık
Sinop
27°C
Açık
Sal 26°C
Çar 25°C
Per 25°C
Cum 26°C

En Acı 45 Saniye (17 Ağustos 1999 Saat:03.02)

17 Ağustos 2023 10:40

Erdoğan Erkaymaz’ın kaleminden: En Acı 45 Saniye (17 Ağustos 1999 Saat:03.02)…

17 Ağustos 1999’da 03.02’de meydana gelen yaklaşık 45 saniye süren 7.4 büyüklüğünde ki depremin üzerinden 24 yıl geçti.

Kocaeli, Gölcük, Düzce, Sakarya, İstanbul ve Yalova da yıkıma neden olan depremde resmi rakamlara göre 17 bin 480 kişi hayatını kaybederken on binlerce kişi yaralandı. 35 bin 180 konut, 5 bin 770 iş yeri yıkıldı ya da ağı hasar gördü. 40 bin konut, 6 bin iş yeri orta, 45 bin konut 6 bin iş yeri hafif hasarlı olarak kayıtlara geçti…

17 Ağustos depremiyle birlikte hayatımıza giren JEO Fizikçi Akademisyen Ahmet Mete Işıkara “Deprem öldürmez, binalar öldürür” derken önemli bir sorunu işaret ediyordu. Plansız Kentleşme, Riskli yapılaşma, yaptırımsız denetim ve eğitimsiz kitleler… Ve toplumda ki deprem bilincine şöyle diyordu ; “ Okul, ev ve iş yerlerinde önlem alma ve doğru davranma” üzerinde bilgilendirme yapmıştır… Bir ülke gerçeği de Türkiye topraklarının %93 ü, nüfusun %98 i, sanayi kuruluşlarının %98’i deprem bölgeleri içinde yer almakta, barajlarımızın %95 i bu tehlikeli hat üzerinde bulunuyor. Bu kadar acılara rağmen yine de ders alınmadı. “Kentsel Dönüşüm” adı altında yüksek katlı binalar inşa edildi. Toplama alanlarına rezidans ve AVM’ler dikildi. Başta İstanbul olmak üzere büyük kentlerimiz betona gömüldü.

Ülkemizin ekonomik gelişmesinde ki çarpıklığı yaşamın her alanını belirtmektedir. Kuralsızlığın kural haline geldiği, getirdiği bir toplumsal yapılanma içerisinde yaşamaktayız. Geniş toplumsal kesimler devletten umudunu kestikleri için “ KADERCİLİĞE” sığınmıştır. Oysa geleceği ancak ve ancak bugün var olan bilim ve mühendislikle ilgili bilgileri kullanabilir. Bilgiye dönüştürdüğümüzde düzenleyebiliriz.

Deprem bir doğa olayıdır. Afeti ise çoğu zaman ise insanlar yaratır! Bu nedenle afet kader değildir! Afet, bir doğa olayının kendisi değil doğurmuş olduğu sonuçlardır. Doğanın kendi kuralları her zaman işleyecektir. Önemli olan yaşanacak olan olayların afete dönüştürmeyecek yapıların üretilmesi ve sağlıklı bir çevrenin yaratılmasıdır.

Deprem bilimcilerinin özellikle İstanbul’u depreme hazırlanmasının çok önemli bir konu olduğunu sürekli hatırlatmalarına rağmen, “ben geliyorum” diyen bir depreme karşı üç maymunu oynayan (KÖR-SAĞIR-DİLSİZ) kendimizin ve yakınlarımızın geleceğini tehlikeye atmasınlar yönetenler… 17 Ağustos depreminde hayatını kaybedenleri, saygı ve rahmetle anıyorum, bir daha böyle bir acı yaşamayalım…

Sevgi ile kalın

YORUMLAR

  1. ERDEM ELBÜKEN dedi ki:

    Erdoğan Bey yazınızı okudum. 17 Ağustos 1999 depremi ve sonrasında gelen 12 Kasım 1999 depremleri bu ülkede neden çok büyük korku uyandırdı? Çünkü Marmara Bölgesi ‘nde sanayinin kurulu olduğu , paranın ve ekonominin ülkeye yön verdiği konumda olması.İnsan kaybı ölümler yaralılar kimsenin umurunda değildi. Varsa yoksa sermayenin korunması. Sermaye sahiplerinin risklerini en az hasarla idare etmeleri. Siyasi bir yazı yazmak istemiyorum.Fakat bu ülkede vatandaşını düşünen , vatandaşını bu ülkenin geleceğini inşaa ederken göz ardı etmeyen bir devlet anlayışı oluşturulmadığı sürece üzülerek ifade etmek isterim ki yerin altında olan biten kimseyi ilgilendirmez. Coğrafi olarak ülkeyi incelemek araştırmak , yerleşim yerlerinin bilimin insanoğluna sunduğu imkanlar doğrultusunda kurmak varken ! Arsa emlak ofisi gibi ülkeyi parselleyip satan bir devlet anlayışı ile olmaz , olmuyorda zaten.Saygılarımla…