Dolar 17,2296
Euro 17,5731
Altın 976,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sinop 27°C
Açık
Sinop
27°C
Açık
Per 27°C
Cum 26°C
Cts 25°C
Paz 26°C

Büyük Kısmet ile Başlayan Ekonomi Yolculuğu

Ayancıklı Gazeteci Adil Yıldız’ın, ağabeyi Arslan Yıldız ile yaptığı röportaj Ayancık’ın tarihine ışık tutuyor.

A+
A-
6 Haziran 2022 19:58
ABONE OL

MESLEK HAYATIMIN EN ANLAMLI EN ÖZEL RÖPORTAJINI ABİM ÇALMAÇ Arslan Yıldız İLE GERÇEKLEŞTİRDİM…

Adil Yıldız: Arslan abi öncelikle teşekkür ediyorum. Hoş geldin. Seni birazcık tanıyabilir miyiz?

Arslan Yıldız: 7 Mart 1947 Ayancık doğumluyum. Ayancık’ın Ağaçlı köyünde dünyaya geldim. 7 yaşıma kadar köyde kısa bacak pantolon, deniz kenarında dedemin motorunun gelmesini dört gözle beklerdim. Dedemin motoru geldiği zaman güneş doğardı…

Peki bu güneş doğması; dedenizin ticareti nasıl yapılıyordu?

Dedemin motoru “Büyük Kısmet” iskeleye geldiği zaman tayfalar motoru çektiklerinde içinden her türlü bakkaliye malzemesini dükkanımıza taşırlardı. Dükkanımız denizin kenarında motor çekeninin önündeydi. Rahmetli Ömer Yavuz’dan almıştı dedem dükkanı… Hatta çok iyi hatırlıyorum. O günün şartlarında 3 bin lira gibi bir rakama almıştı. Oraya bizim tuz gemilerimiz gelirdi. Dedem motorla mısır, buğday, arpa getirirdi. Köylünün armudu, fıstığı, cevizi, kestanesi, yumurtası oradan alınırdı. Gereken yerlere motorla ulaştırılırdı. Daha Türkçesi çok güzel bir ticaretimiz vardı.

Peki bütün bu ticaret orada mı dönüyordu? Harzana Yalısı’na mı dönüyordu?

Harzana Yalısı, Kozak Yalısı, Uluza, Sırna arasında dönüyordu. Ama en büyük ticaret Harzana İskelesindeydi. Çünkü Karadeniz’e açılan tek kaptan dedem Çalmaç Süleyman Kaptan’dı. O günün denginde kıyı kaptanı derlerdi.

Köylüden aldığı mahsulü nereye satardı?

Özellikle tohum, İnebolu’ya giderdi. Yumurta İnebolu’ya giderdi. Bardak Armudu, Kış Armudu Zonguldak’a giderdi. Kestane Samsun Büyük Hali’ne giderdi. Dizi kestane diye tabir edilen kestanelerin satışı da Bafra’da yapılırdı.

Peki bu satıştan sonra oradan ne alınırdı?

Günün şartlarına göre Hıdırellez dediğimiz 6 Mayıs günü eğer motor dizi yüklü şekilde Bafra’ya gittiyse; Bafra’dan dönüşü Mayıs ayında ne varsa o günün şartlarında gelirdi. Umumiyetle mısır, buğday, arpa, un gelirdi. Dükkana boşalırdı. Dükkanın ardiyeleri vardı. Bakkaliyenin satıldığı dükkan da vardı. Küçük bir odaydı. O dükkan açılınca bize gün doğardı. Çünkü dedem bize incir, akide şekeri, bisküvi verirdi. Çocukları sevindirirdi. Sene 1953’tü…

Kaptanın yanında kaç kişi çalışırdı?

5 kişi çalışıyordu. Dedemden başka büyük nakliyeci motor yoktu. ilk Karadenize açılan kaptan dedem di. Anca Ayancık’a gelirlerdi ya da Sinop’a kadar giderlerdi. Onların ehliyetleri denize uygun değildi.

O dönemde Çalmaç Süleyman’ın en büyük oğlu babam Cemal Yıldız da kaptan… Kaç yılında baban babasından ayrılıp Ayancık’a geliyor?

1953 senesinde babam İstanbul’a geldi. İstanbul’da Haliç’te, Haliç Motorlarında; yolcu gemilerinde kaptanlık yaptı. 1955’te dedem ceza evine düştü bazı sorunlardan dolayı… Biz dedem ceza evine düşünce İstanbul’u terk edip; Ayancık’a geri döndü. Ayvansaray’da Lonca diye bir mahallede oturuyorduk. Ulubatlı Hasan İlkokulu’nda ben okula başlamıştım.

O dönemde Çalmaç Cemal neler yapıyordu?

Babam geminin kaptanıydı.

Sen aileye nasıl katkı sunuyorsun?

Orası çok şaşalı… Babam sabah 04:30’da gemiye giderdi. Giderken beni kaldırırdı. Akşamdan alınmış iki kutu bisküvi veya galete verirdi. Onları satmak üzere Ayvansaray’dan çıkar; Kağıthane’ye giderdik. Kağıthane’den yolcu alınırdı. Oradan Galata Köprüsü’ne kadar bütün yolcuları bu gemiler taşırdı. O yolculara ben bisküvi, galete satardım. Aileye katkıda bulunurdum. O günün şartlarında günlük 10 lira kazanırdım. 10 liranın üzerinde çıkan parayı babam bana harçlık verirdi.

1955’te aile tekrar Ayancık’a dönüyor.

Biz dedemin telgrafı üzerine Ayancık’a döndük. Babam kaptanlığını bıraktı. Ayancık’ta dedemin işleriyle babam bizzat meşgul oldu. İşler devam… Muzaffer Yıldız daha yeni dünyaya gelmişti. Rahmetli Kemal amcam, Cemil amcam, Çakır amcam, babam Cemal kaptan işe sahip çıktı ve işler devam etti. Dedem bir sene kadar cezaevinde kaldıktan sonra çıktı. Baba-Oğul anlaşamadılar. Babam Samsun Liman İnşaatı’nda kaptan olarak çalışmak üzere bu kente gitti. Ben de İstanbul’dan geldikten sonra 1. Sınıfı İstanbul’da okudum. 2-3-4’ü köyde okudum. 5. Sınıfı Samsun 30 Ağustos İlkokulu’nda okudum oradan mezun oldum. Babam orada da yine babasına kıyamadı. Tekrar Ayancık’a döndü. Ayancık’a dönünce yine dedemin yanına geldik. İşleri büyütmek için çalıştık. Büyük şilep alalım, sac motor alalım derken dedem bunlara razı olmadı. Babam, “Benim çocuklarım var. Onların okuması lazım. Bunlar için para lazım. Benim barınma şansım yok. Gitmek zorundayım” diyerek Ayancık’a geldi.

Ayancık’ta ilk nereye geldiniz?

Ayancık’ta şu anda mevcut belediyenin altı boştu. Evimiz deniz kenarındaydı. Şu andaki Kaymakamlık Binası’nın olduğu yere geldik. Orada oturduk. Belediyenin karşısında eski sağlık ocağında, itfaiyenin karşısında boş bir yer vardı. Oraya çadır kurduk. Ziraat Bankası’nın yanı başına çadır kurduk. Sene 1960… Ben 14 yaşındayım…

Peki o dönemde genelde ne satıyorsunuz?

O günün şartlarına göre taze sebze, karpuz zamanı karpuz, üzüm zamanı üzüm, kavun zamanı kavun… Ama kilo ile değil kamyon kamyon satıyoruz… Babam Salihli’ye giderdi bir kamyon kavun getirirdi. Geyve’den bir kamyon üzüm getirirdi. Çorum’a giderdi bir kamyon küp getirirdi. Yerköy’den buğday getirirdi. O günün şartlarında biz bunları parkende satardık.
1960’tan sonra 3 dükkan kuruyorsunuz.

Biz çadırda dururken belediye 3 dükkan yapmak zorunda kaldı. Bizlere dükkan yaptı. “Verelim de çadırdan kurtulsun” dediler. Ayancık’a hizmet eden, çalışkan 3 kişiye dükkan verildi. Bir tanesi rahmetli İngiliz Mehmet… Bir tanesi Hüseyin Yıldız… Bir tanesi de Cemal Yıldız’a verildi… Ama Ayancık’ın komple ihtiyacını neredeyse biz görüyorduk.

O dönem 1965 yıllarında mı bu dükkanlar yapıldı?

1965’te Çaylıoğlu Ali diye bir müteahhit yaptı. Rahmetli Cahit bey Belediye Başkanı’ydı. Hamit Şen, genel muhasebeciydi. Onların referansıyla bu dükkanlar bize verildi.

Peki o dükkanlar kurulduktan sonra adını ne koydunuz?

Şimdi biz dükkanın adını Çalmaçlar Ticarethanesi kuracaktık. Lakabımızla tanınıyoruz diye bunu koyacaktık. Samsun’da çalışırken babam bir tabela okuyor: “Eser Pazarı”. “Ben neden Eser Pazarı’nı kurmayayım?” diyor. Eser Pazarı’nı tercih ediyor. Tabii yine lakabımız yazıldı. “Eser Pazarı / Çalmaç Cemal ve Oğlu Zahireci” yazıldı… O tabela ile beraber orası bir okuldu…

Bu okul 1965 yılında “Eser Pazarı” adında kuruluyor. Eser Pazarı’nda kimler çalıştı?

Kimler çalışmadı ki… Bir Arslan Yıldız’ın, bir Cemal Yıldız’ın, bir Cemal Yıldız’ın eşinin yetişmesi mümkün değildi o günün şartlarında. Dayımın oğlu vardı Mustafa Kemal Yavuz… Ben kadar değildi ama yetişkindi. O yardım ederdi. Ömer Yıldız, kardeşi Muzaffer yardım ederdi. Muhit Yavuz yardım ederdi. Mustafa Yıldırım zaten kasadaydı. Kasanın kumandası ondaydı. Harçlığımızı ondan alırdık.

BİZİM DÜKKAN” ESER PAZARI” EĞİTİM YERİYDİ. Bunun yanında babam, sen, annem, ben, Aydın ağabeyim, Muzaffer Yıldız, Ömer Yıldız, Muhittin Yavuz, Ömer Yavuz, rahmetli Haldun… 15 kişiden fazla istihdam oluşuyor. Harçlık alıyorlar… Dükkanın hacmi büyüyor. Dükkan çok küçük 20 metrekare… Ama iş hacmi çok büyük.

Peki sen başladın. Babam dükkanda. 1974’lere gelelim. Kamyon alındı. Eser Pazarı’nda ticaret nasıl devam ediyor?

Eser Pazarı’ndan yetişen gençlerin hepsi okudu. Dışarı gitti. Aradan fevkalade bir zaman geçti. Herkes üniversiteli oldu. Biz baba-oğul kaldık. Deniz kenarından doğru yukarı gelirken Şükrü’nün çok güzel bir bakkaliyesi vardı. Şakir Erdem diye bir beyefendi vardı. Onun da çok güzel bakkaliye dükkanı vardı. Kaymak Mehmet diye bir ağabeyimiz vardı. Mehmet Akyıldız… Onun dükkanı da çok güzeldi. Bunlar sadece bakkaliyeye hizmet ederdi. Bay Ahmet de vardı. Muzaffer Karahan vardı. Dalçubuk Sabri’ler vardı. Karagözler’in Sabri vardı. Kadir Yılmaz’ın köşe başında bakkal dükkanı vardı ama yaptıkları iş sınırlıydı. Bizim sınırımız yoktu. Bizim ufkumuz çok açıktı. Günün şartlarına göre hangi malzeme, nerede çıktıysa oraya gider; kamyonla alır gelirdik.

Amasya’dan bir kamyon şeker alırdık, Samsun’dan bakkaliye alırdık, Adana’dan karpuz alırdık. Bu işin toptancılığına mı döndük?

Ayancık’ta toptancılığa dönemedik. Çünkü Ayancık’ta kimse kimseyi çekemez. Ama bizden istifade etmek isteyenler ederdi.

Ama toptan satıyordunuz…

Anlatacağım onu…Ben babamla yetiştikten sonra ticaretin kurdu olmuştum. Babam çok büyük esnaftı. Babamın girdiği zaman tarlaya kaç ton soğan, kaç ton patates, kaç ton karpuz olduğunu bilirdi. Adım atarken hesaplardı. Kızılırmak’ta, Kırıkkale’de, Amasya’da girmediği tarla yoktur babamın. Bilir… Her yerde ne kadar ne yetişir bilir. Bütün millet Samsun’da halden alırken babam çok daha ucuza tarladan alırdı. Nakliye vermeden esnafa dağıtma imkanımız olurdu. İleride bu durum şekere döndü. Bir ara çimentoya döndü. 1982’ye kadar her şey çok güzeldi.
Ticaret hacminin, özellikle yaş sebzenin Ayancık’ta ihtiyacını karşılayan aileydik o dönem… Ayancık’ın komple sebzesini ben temin ederdim.

Dükkanda Arslan Yıldız da yetişiyor. Yaş sebzenin bana göre komutanı oluyorsun. Sen Arslan Yıldız olarak ticaret içine giriyorsun.

Ayancık’ın esnafı; bilhassa sebzeciler; daha önceden kantariye dedemin motorunu beklermiş. Benim zamanımda esnaf; benim kamyonu beklerdi.

Senin özelliğin neydi?

Ben iyi bir komutanın askeriyim. Babam çok zeki ve çalışkan bir insandı. Babam bana her şeyi öğretti.İyi bir esnaftı…

Sen bir tık daha ileriye gittin.

Gittim çünkü babam yapamaz oldu. Yapamaz olunca sancağı daha yukarı götürmemiz gerekiyordu.

Abi biz haftanın iki günü Samsun Hali’ne 3’er kez gidip gelirdik. İş hacmini anlatıyorum. Fabrika çalışıyor. Radar çalışıyor. Potansiyel var. Biz dışarıdan getiriyoruz.

Evet kesinlikle… Paraya ihtiyacımız yoktu o gün… Para ikinci planda kalıyordu. O zaman banka faizi diye bir şey yoktu. Dostlar birbirine yardım ediyordu. Babam başkalarına yardım ediyordu. Başkaları bize yardım ediyordu.

Bir telefonla bir kamyon unun geldiğini hatırlıyorum. Ne senet, ne sepet… Bu güveni aile nereden alıyor?

Önce dürüst olacaksın esnaflıkta. Eğer bu Çalmaç lakabını gittiğin yerlerde yok etmişsen; sen de yok olmuşsundur. Ama Çalmaç’ın lakabını gittiğin yerlerde var ettiysen; sen de var olmuşsundur. Her yerde her şey para değildir. Bir selam o gün yetiyordu. Bir kamyon şekeri, bir kamyon karpuzu telefonla alırdık. Adana’ya ömrümde ya bir, ya iki defa gittim. Nevşehir’e ya bir ya iki defa gittim. Ama oralarda tanıdığım insanlarda bıraktığım intiba yetti.İtibar her şeyin üzerindeydi bizede öğretilen buydu…

Peki şöyle söylenir Arslan Yıldız, Samsun Hali’ne girdiği zaman bütün komisyoncular ayağa kalkar; “Aha Merkez Bankamız geldi” der…

Aynen öyleydi… Şöyle ki bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Salı günleri saat 14:00’te ben muhakkak Samsun’da olurdum. Sabah 08:00’de kalkardık. 6 saatte giderdik. Herkes çekini, havalesini Salı günü 17:00’de yatırmak üzere ayarlardı. Samsun Hali’nde 58 tane komisyoncu vardı. 58 komisyoncudan bir şansım daha vardı. Ben Samsun Sebze Hali’nin damadıydım. Kontenjanım; kayın pederim de komisyoncuydu. Çalmaç dedemin, Çalmaç babamın namının kaymağını yediğim kadar; kayın pederimin de katkısını gördüm. Bu namları suistimal etmedim.

Arslan Yıldız ticarette son derece dürüst ve sebzenin en iyisini alan adam olarak konuşuluyorsun halen Ayancık’ta…

Şimdi ben haftalık veresiye alırdım malı… Çünkü her birine her dakika para vermek imkansızdı. O gün zaman yoktu para saymaya… Çuvalla alırdım; çuvalla verirdim. Benim malım güne gün satılırdı. O gün paralar bisküvi kutularına doldurulurdu. İçinden ne kadar nasip ettiyse o kadarını alırdık. Geri kalan borcumuzu dağıtırdık; bir kuruş borçsuz öbür malı alırdık. Biz gerçekten ne vatandaşın; ne komisyoncunun parasına tenezzül etmedik. Onların parasını hiçbir zaman yemedik. Ne kadar param olursa olsun yüzde 10’u benim derdim; yüzde 10’unu yerdim.

Peki Ayancık’ta 1940’lardan günümüze kadar dedemden sebep ticaretin temelini atan ailelerden bir tanesiyiz… Bu anlamda Ayancık Kereste Fabrikası var. Hava Radar Merkez Komutanlığı var. Ayancık’ta bir ticaret var. Bu ticaretin içinde bizler varız. Karıoğulları var. Ali İhsan’lar var.Ali reis’in Murat’lar var. Bu anlamda gidiyor. O ailelerden bir tanesiyiz. Sen sonra nakliye işine başladın. Ayancık’ın nalbur ve diğer olaylarını taşımaya başladın. Oradan da biraz bahsedelim…

Ben kamyon aldığım zaman 35 yaşındaydım. 50 yaşıma kadar gece/gündüz çalışmaya vücudum elverdi. Çünkü sebze kamyonu yolda yatmaz. Hamsi kamyonundan da kötüdür… Güneşin altında bırakamazsın yanar. Ertesi güne kalırsa çürür. Sıcakta biberler kıpkırmızı kızarır. Akşamın serinliğinde yüklenir; gecenin serinliğinde gideceğin yere gitmek zorundasın. Yükünü boşaltıp vatandaşa dağıtmak zorundasın. Bu son 50 yaşlarında yapamaz oldum Çekemez oldum. Yollar gözümde büyümeye başladığında ben bir tık işi büyüttüm. Samsun’dan Ayancık’a nalbur yükü taşımaya başladım. Samsun’dan Ayancık’a 4 arkadaş daha vardı. Bunlar teker teker işleri bıraktılar. Bu iş bana kaldı derken Amcamın oğlu Şahin’le başladık. Devam ettik 15 sene… Ekmeği bölüp yedik. Şahin de bir rahatsızlık sonucu vefat etti Allah rahmet eylesin. 5 sene daha bu işi yaptım. 2015’in Ağustos ayında; yani 40 sene 1 ay sonra kendimi inzivaya çektim. Şimdi emekliliğimi yaşıyorum.

Şimdi ben şunu mu anlıyorum. 1946 yılında doğan Arslan Yıldız; 74 yaşında; yaklaşık 60 yıl aralıksız ticaret yapmış bir adam… Ayancık’ın ekonomisine göz kulak olmuşsun. Fabrikanın işçilerini biliyorsun, radar komutanlarını biliyorsun. Bütün Ayancık’ın röntgenini biliyorsun. Bugüne baktığın zaman tecrüben var; Ayancık’ta ticaret anlayışı nasıl?

Ticarette o günkü samimiyet yok. Biz birbirimize destek olarak bu işleri becerdik. Şimdi kimse kimseye destek olmuyor; köstek oluyor. Hayatımda hiçbir şey kaybetmedim. Çok çalıştım; az kazandım ama şükürler olsun. Namerde muhtaç değilim. Çocukları büyüttük; evlendik; her şey yolunda.

Kıymetli ağabeyim sana çok teşekkür ederim. Bir ailenin ticaret serüveninde bizi aydınlattın. Son sözlerin nedir?

Bu ani yapılan bir şey. Hazırlansaydım bu röportaja daha iyi şeyler çıkartırdım. İnşallah ilerde daha detaylıca Ayancık’ı anlatırım.

Abi bu Eser Pazarı ile ilgiliydi. Bundan sonraki süreçte seninle Ayancık’taki ticareti konuşacağım. Ağabeylik yapan insanları konuşacağım. Sana çok teşekkür ediyorum. Allah sana sağlık versin.

YORUMLAR

  1. Çetin Kurtuluş dedi ki:

    Çocukluğuma döndüm sayenizde.
    Bu tür röportajların devamını beklerim.