Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sinop 25°C
Gök Gürültülü

Osmanlı’dan Cumhuriyete Harf İnkılabı Çalışmaları ve 1 Kasım 1928 Harf Devrimi

Türk dili için Arap Harflerinin yetersizliğini ilk kez savunanlar ve dilde ıslah yapılmasını gerekli görenler 1862’de Münif Paşa(1830-1910) ve Azerbaycanlı Ahunzade Feth Ali(1812-1878)dir.

Osmanlı’dan Cumhuriyete Harf İnkılabı Çalışmaları ve 1 Kasım 1928 Harf Devrimi
04.02.2016
A+
A-

Türk dili için Arap Harflerinin yetersizliğini ilk kez savunanlar ve dilde ıslah yapılmasını gerekli görenler 1862’de Münif Paşa(1830-1910) ve Azerbaycanlı Ahunzade Feth Ali(1812-1878)dir. Münif Paşa; Maarif Nazırı iken Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’de yazı ıslahı hakkında konferans vermiş ve ıslaha ihtiyaç olduğunu ifade etmiştir. Türk dünyasında imla birliğini sağlamak için Ahunzade Feth Ali İstanbul’a bir tasarı götürmüş ancak bu tasarı İslam eserlerinin unutulacağı gerekçesiyle kabul edilmemiştir. Verilen bu tasarı da harfler sağdan sola bitişmeyen Arap harfleriyle ve vokal (sesli) harfler ayrıca gösteriliyordu.

Bu dönemde Avrupa tahsili gören Şinasi, Muallim Naci, Ahmet Cevat Paşa gibi şahıslardan oluşan aydın kadrolar oluşmaya başlamış ve bu kadrolar alfabenin değişmesi ve ıslahını savunmuşlardır. Alfabe değişikliği/Islahını savunanların gerekçelerinden bazıları şunlardı;

  • Arap harfleri Türkçe sesleri karşılayamıyor.
  • Mevcut alfabe ile Türkçe arasında uyumsuzluk var.
  • Arap harfleri ile Türkçe okumak zor. Bu da halkın cahil kalmasına sebep oluyor.

Latin yazısını öğrenen aydınlar iki alfabe arasında karşılaştırma yapıyor ve Latin alfabesinin daha kolay öğrenebildiğini öne çıkarıyorlardı. Bu dönemden itibaren alfabe ıslahı ve metod değişimi tartışmaları başlıyordu.

  1. Meşrutiyet Dönemi alfabe tartışmaları; Arap harflerinin ıslahı ve terk edilmesi olarak iki görüş etrafında şekilleniyordu. Islah edilmesi fikrini savunanlar problemi imla meselesi olarak algılamışlar ve Arapça- Farsça kelimelerin kendi kuralı Türkçe kelimelerin belirlenecek kurallara göre yazılmasını savunmuşlardır. Ayrıca Türkçe yazılacak metinlerde tüm kuralların Türkçe’ye göre yapılmasını savunanlar da vardı. Bu kesim Türkçe’nin doğru kullanılması için Hareke-i Resmiye yerine Hareke-i Harfiye kullanılmasını ve harflerin ayrı yazılmasını uygun görmüştür. Enver Paşa Ordu içinde kullanılmak üzere bir yazı geliştirmişti, harflerin ayrı yazıldığı, her harf için bir vokal olan bu yazı I. Dünya Savaşı sonrası terk edilmişti.

Arap harfleri yerine Latin harflerinin kullanılmasını isteyen grupta; H. Cahit Yalçın, Abdullah Cevdet, Celal Nuri, Cenap Şehabettin gibi kişiler yer alıyordu. Bu kişiler alfabeyi değiştirmenin dinen bir sakıncası olmadığını ve bir an önce Latin alfabesine geçilmesi gerektiğini savunuyorlardı. Celal Nuri; “Mukadderat-ı Tarihiye” adlı eserinde Latin harflerini savunmuş ve Arap harflerinin eksikliğini belirtmiştir.

1909 yılında harf ıslahı ile ilgili ilk resmi girişim başlamış, Maarif Nezareti’nde imlâ komisyonu oluşturulmuştur. 1911 yılında Islahat-ı Huruf Cemiyeti, 1912’de Islahatı Huruf Encümen’i kurulmuş 1912’de Islahat-ı Huruf Kongresi düzenlenmiştir. Bu tartışmalar I. Dünya Savaşı sırasında da Harf ve İmla tartışması olarak sürmüştür.

Cumhuriyete gelindiğinde 1923 yılından itibaren, harf inkılabı tartışılan konu olmuştur.  1923 yılında İzmir’de toplanan 1. Maarif Kongresinde harf inkılabı fikri teklif edilmiş ve tartışılmıştır. Ali Nazmi’nin teklifine Kazım Karabekir, kültürel yönde zararlı olacağı gerekçesiyle karşı çıkmıştır. Hüseyin Cahit Yalçın harf inkılabı için 1923 yılı içerisinde bir teklif vermiş ancak Atatürk bunun için erken olduğu gerekçesi ile kabul görmemiştir. Atatürk bu konu hakkında daha sonra “ H. Cahit bana zamansız iş yaptırmak istiyordu” demiştir. 1924 yılında Şükrü Saracoğlu harf inkılabı hakkında teklif vermiş ama kabul görmemiştir. Harf İnkılabı tartışmaları 1928 yılına kadar sürmüştür.

Harf inkılabını gerekli görenlerin gerekçeleri;

  • Eski yazı zor ve geç öğreniliyor.
  • Birçok kelime farklı şekillerde yazılmakta bu karışıklığa sebep oluyor.
  • Arap harfleri ile belli bir yazım kuralı oluşturmak mümkün değil.
  • Bu harfler yüzünden yabancılar Türkçe öğrenmeye rağbet etmiyor.
  • Az çok okuma yazma bilenler dahi hatasız okuyamıyor.
  • Yayınlar sınırlı sayıda kişi tarafında okunup, okuma-yazma yaygınlaşmıyor.
  • Toplumun eğitim düzeyinin düşük olması alfabeye bağlanmış ve çağdaşlaşmanın bir adımı da harf inkılabında görülmüştür.

Harf inkılabına karşı olanlar ise;

  • Eski harfler 2 yâda 3 ayda öğreniliyor
  • Harfleri öğrenmesi zor fakat kullanması kolaydır.
  • Matbaacılık açısından daha ekonomiktir daha az yer kaplar.
  • İmla farklılıkları bilimsel kural olmadığından kaynaklanmaktadır. İmla kılavuzu çıkarılarak mesele halledilebilir.
  • Eğitimin düşük olması konuşma ve yazma dilinin farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Diyerek harf inkılabına karşı fikir beyan etmişlerdir.

Bunların dışında 1921-1922 yıllarında Azerbaycan ve Kuzey Kafkasya’da Latin Alfabesi denemeleri olmuştur. 1925’ten itibaren Azerbaycan Latin alfabesini kullanmaya başlamış ve 1926 yılında toplanan Bakü Türkologlar Kongresi, Türk dillerinde Arap alfabesi yerine Latin harflerinin kullanılmasını gündemine almıştır.

Türkiye’de bulunan Azeri sürgünler 1925-1928 yıllarında Latin alfabesine geçilmesi çalışmalarında aktif olmuşlardır. 1927 yılında Latin harfleri Sovyetlerde yaşayan Türkler arasında gelişme gösterirken TBMM de Latin harflerine geçme tartışılıyordu.

1928 yılında Latin harfli ilk eserler verilmeye başlanmış ve bazı gazetelerde Latin harfi yazılar yayınlanmaya başlamıştır.

Alfabe konusundaki tartışmalar bittikten sonra çalışmalar başlamıştır. Mahmut Esat Bozkurt, 8 Ocak 1928 tarihinde Ankara Türk Ocağı’nda Latin Harfleri hakkında bir konuşma yapmış ve Latin Harflerinin kabul edileceğini belirtmiştir. Gazeteler de Latin harflerini savunan yazılar yayınlanmaya başlamıştır.

Harf inkılabı için uygun zamanın geldiğini gören Mustafa Kemal mecliste komisyon kurulup çalışmalara başlanmasını istemiştir. Mayıs 1928 de mecliste komisyon oluşturulmuştur. 26 Hazirandan 1928 tarihinden çalışmalara başlamıştır. Komisyon; Alfabe ve Dil Komisyonu olarak ikiye ayrılmıştır. Mustafa Kemal 1 Ağustos 1928’de Komisyonu İstanbul’a çağırmış ve Dolmabahçe Sarayında toplantı yapmıştır. 4 Ağustosta alfabe raporu son şeklini alırken, 8 Ağustosta CHP’nin düzenlediği gecede Latin harfli yazılar Afet İnan ve Falif Rıfkı Atay tarafından okunmuştur. Latin harfleriyle uygulama dersleri 11 Ağustos itibariyle Dolmabahçe Sarayında başlamıştır. 15 Ağustosta İstanbul Üniversitesi Öğretim üyeleri ve Edebiyatçılar yeni alfabe ile tanıştırılmıştır. 25 Ağustosta Mustafa Necati Dolmabahçe’de 150 milletvekiline Latin alfabesi hakkında konferans vermiştir.

Latin alfabesi hakkında tüm çalışmalar bitirilmiş ve 1 Kasım 1928 de Mecliste kabul edildikten sonra 3 Kasım 1928’de Resmi Gazete de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Harf İnkılabı sonrasında halka yeni harfler öğretmek için Millet Mektepleri kurulmuştur. 11 Kasım 1928 tarihinde TBMM tarafından kabul edilen Millet Mektepleri Yasası 24 Kasım’da yürürlüğe girmiştir.

Maarif Vekili Mustafa Necati 2 Aralık 1928’de valiliklere verdiği genelge ile 1 Ocak 1929’dan itibaren Millet Mekteplerinin açılacağını duyurmuştur.

Millet Mektepleri; A Dershaneleri(hiç okuma yazma bilmeyenler) ve B Dershaneleri(Eski yazıyı bilenler) olmak üzere iki farklı kurstan oluşmuştur. 16-40 yaş arası tüm vatandaşlara okuma-yazma öğretme amaçlı olarak köy, kasaba ve şehir merkezlerinde kurslar açılmıştır. Türk ocakları, Muallimler Cemiyeti, Valilikler, CHP Millet Mektepleri kurslarını açmış ve eğitim vermiştir. Ayrıca okul olmayan köylere Seyyar Talim Heyetleri gitmiştir. Kurslar köylerde köylünün boş vaktine göre yaz/kış Seyyar Talim Heyeti olarak düzenlenmiştir. Şehir merkezlerinde ise akşam kursları şeklinde olmuştur.

Millet Mektepleri, kadın, erkek ve karma olarak üç şube de Cuma günü dışında Hergün eğitim verilmiştir. Okuma yazma dışında sağlık, aile bilgisi, vatandaşlık bilgisi gibi derslerde verilmiştir. Dünyadaki ekonomik bunalım nedeniyle yeterli ödenek ayrılamaması sonucu zamanla millet mekteplerinin etkinlikleri azaldığı görülmüş ancak üç yılda içinde 2 milyon vatandaş okur yazar hale getirilmiştir. 1928-1935 arasında “Millet Mektepleri” adıyla hizmet veren kurslar, 1936-1950 arasında “Ulus Okulları” adıyla hizmete devam etmiştir.

MUSTAFA ACAR

YORUMLAR

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.