sincan escort çamlıdere escort çayyolu escort çubuk escort emek escort küçükbakkalköy escort kumburgaz escort kurtköy escort kurtuluş escort levent escort

Çamurca Askeri Kampı

A+
A-
10 Eylül 2022 19:19

Çamurca ile ilgili birçok anım mevcut.

Çamurca benim Türkiye’de gördüğüm en güzel plaj. Gerçi güzellik görecelidir. Tüm görecelikler içerisindeki plajları sıralarsak Çamurca plajı yine birincidir.

Çamurca Askeri Kampı

Mustafa Kılıç ve Çamurca

Çamurca ile ilgili birçok anım mevcut. Umarım sıkmadan sizlerle paylaşabilirim. Haziran, Temmuz, Ağustos ayları denizin en güzel olduğu aylardır. Ancak bizler için Mayıs ve Eylül de denizin ve plajın tadının çıkartıldığı aylardı. İlk önce Çamurca burnundan nasıl midye çıkarttığımızı anlatmalıyım. Ayancıklı arkadaşlarımdan öğrendiğim kadarı ile kuma yakın olmayan kaya üzerindeki midyeleri toplamalıydık. Bir de metal iskelelerdeki midyeler yenmemeliydi. Midye toplamak için de bir ıspatula ve file yeterliydi. Tabi bir de iyi yüzen toplayıcı. Yani ben. Yazın gelmesini bekleyemiyorduk. Mayıs ayının güzel bir günü midye partisi yapmaya karar verdik. Kampımız henüz açılmamıştı. Arkadaşlar ile birlikte fırından tazecik ekmekler almış Osman’ın arabasına doluşmuştuk. Arabada herkes içeceği kadar biranın parasını vermiş ve soğuk biraları bagaja atmıştık. Çamurca’ya vardığımızda ise hafiften bir yağmur başlamıştı. Ne o! yağmur mu bizi durduracaktı.  Faik ile Çamurca burnuna doğru yüzmeye başladığımızda yağmur hızını arttırdı. Burnun ucunda büyük kayanın yanında harika midyeleri görmüştüm. Faik de o büyük kayanın üzerinde elinde file ile beni beklemeye başladı. İlk dalışımda beş on midyeyi su yüzüne çıkarttım. Faik kayanın üzerinde beline kadar su içinde beni asiste ediyordu. İlk sözü hadi gidelim ben çok üşüdüm, yağmur acayip soğuk dedi. Oğlum niye ayakta duruyorsun, boğazına kadar su içinde çömel. Böylelikle üşümezsin dedim. Haklısın dalgıç, devam dedi. Fileyi doldurup kıyıya çıktığımızda arkadaşlarımız taşlarla çevirdikleri ateşin üzerine paslı, açılmış Vita tenekesini yerleştirmişlerdi bile. Çıkardığımız midyeleri hiçbir işlem yapmadan tenekenin üzerine yerleştirdik. Pişen midyeler suyunu salarak açılıyor, bir iki dakika sonra nar gibi kızarıyordu. Taze ekmek, bira ve midye, hadi şimdi siz cevaplayın Türkiye’nin en güzel plajı neresi?

Çamurca Askeri Kampı

Yukarıdan Aşağıya-Soldan Sağa: Mustafa Kılıç, Metin Ceylan, Misafir Erdinç, Özcan Tokuş, Behiç Löklüoğlu, Hüseyin Uysal, Hüseyin Yavuz. İsmail Bayındırlı, Faik Ozansoy, Karadenizli Cankurtaran Asker.

Çamurca plajı açıldığında güvenlik için sahile yakın bir yerde kayık bulunurdu. Kayıkta da iyi yüzme bilen bir asker olurdu. Bizler yüzerek kayığa gider, kayıktan denize atlayışlar yapardık. Hafta sonları askeri kampa misafirler de gelirdi. Gelen misafirler bizim arkadaşlarımız ise birlikte kayıkta sohbet etmeye bayılırdık. Bir gün kayıkta sohbet ederken kıyıya çok yakın olmasına karşın genç bir kadının çırpınışlarını gördüm. Hiç beklemeden suya atladım, beş kulaçta yanına vardım. Ciddi anlamda su yutuyordu. Yetişmeseydim boğulacağı kesindi. Sol elimle genç kadının sağ elini tuttum. Kolumun dış yüzeyini genç kadının koluna ve vücuduna dayayarak kaldırdım. Sağ elimle de kıyıya doğru yüzdüm. Zaten bir kaç metre sonra ayaklarımız kuma değmişti. Genç kadına sahile kadar eşlik ettim. Genç kadın yuttuğu suyu çıkarttığı sırada arkadaşları da koşarak yanımıza geldi. Genç kadın kendini toparladığı ilk anda bana döndü ve terbiyesiz diyerek yüzüme bir tokat attı. Şaşırdım. Hem hayatını kurtardım, hem de terbiyesiz olmuştum. Bir şey demeden oradan uzaklaştım. Boğulmaktan kurtardığım genç kadın Ayancık’a yeni tayin olmuş bekâr bir öğretmen imiş. Biraz sonra yanında başka bir öğretmenle gelerek benden özür diledi. Meğer kendisini kurtarırken sol kolumun dış yüzeyi öğretmenimin göğsüne değmiş. Hem cankurtaran hem de tacizci olmuştum. Neyse ki yanlarındaki öğretmen büyüklerim olayı görmüş ve benim hakkımda doğru bilgileri vermişler.

Çamurca Askeri Kampı

Çamurca Askeri Kampı

Yine bir gün midye için tek başıma Çamurca burnuna doğru yüzdüm. Deniz kaba dalgalıydı. Benim için tehlikeli bir durum değildi. Burnu yeni dönmüştüm. Gözüme kıyıya yakın bir bölgede deniz içinde bir çukur ilişti. Yaklaştım, yaklaşık bir metre çapında ve yine yaklaşık iki metre derinliğinde gayet düzgün bir çukurdu. Üzerimden bir dalga geçtikten sonra çukurun dibinde uzun borular gördüm. Nefeslenip yavaşça çukura balıklama daldım. Metal çubukların üzerinde yazılar ve alevler olan figürler gördüm. Alevleri görünce ellemekten vazgeçtim. Yavaşça geri geri çukurdan su yüzüne çıktım. Kayanın üzerinde dinlendikten sonra boruların tehlikeli olmayacağı kanısına vardım. Tekrar çukura balıklama daldım. Birkaç metal boruyu alarak geri geri su yüzüne doğru hareketlendim. Tam o sırada kaba bir dalga su yüzüne çıkan paletlerime vurdu. Beni çukurun içerisine tekrar itti. Elimdeki boruları bıraktım. Sakin olmalıydım ve oldum. Aksi takdirde boğulmak işten bile değildi. Yavaşça tekrar su yüzüne geri geri çıktım. Çukura baktığımda borulara bir şey olmamıştı. Demek ki tehlikeli değillerdi. Filemi hazırladım tekrar çukura dalarak dokuz adet boruyu file içine koyarak çıktım. Kampa geri geldiğimde bir asker komutanım sırtınız kanıyor dedi. Meğer dalga vurduğunda sırtımı çukurun çevresindeki midyelere sürtmüşüm. Neyse ki çok büyük yara açmamıştı. Uzun borularda denizde gördüğüm kadar uzun değillermiş. Otuz santim uzunluğunda beş santim çapında silindir şeklinde metallerdi. Üzerlerinde Rusça yazılar mevcuttu. Üzerindeki bir şekilde bir insan ve yanan bir boru gözüküyordu. Ben, Atilla Çalpala, İsmail Bayındırlı ve Hüseyin Yavuz bunun bir kurtarma fişeği olabileceğine karar verdik. Muhtemelen de bir Rus gemisinden denize düşmüştü. Borunun üstünde bulunan kapağı çevirerek daha doğrusu korkarak açtık. İçinde bir pim gözüküyordu. Karar verdik bu pime bir ip bağladık, boruyu yere sabitledik. Uzattığımız ipi on metre uzaktan çektik. Borudan harika kıvılcımlar ve parlak bir ışık çıkmaya başladı. İki dakika kadar süren görsellik hoşumuza gitmişti. Bir tane daha fişek patlattıktan sonra diğerlerini gece eğlencelerinde kullanmak üzere sakladık.

Ayancık’ta çok birlikte olamadığım ancak birlikte olduğumuzda da keyif aldığım bir arkadaşım vardı. Şimdilerde Sinop’ta yaşıyor. Ara sıra telefonla görüşüyorum. Kırk yıl önce olduğu gibi kibar ve hiç değiştirmediği güzel bir kalbi var, Fahri Yeni. Fahri’nin küçük bir sandalı vardı. Fahri’nin dediğime bakmayın, sandal babası Fenerci Muhsin amcanındı. O küçük, sevimli sandalı Fahri’ye vermişti.  Güzel havalarda iskele civarında küçük geziler yapardık. Bir keresinde birlikte kampa kadar da gittiğimizi hatırlıyorum. O gün çok keyif almıştık. Hangi yıldı hatırlamıyorum ama kamptan o yıl sorumlu olan Muharrem Başçavuştu. Muharrem Başçavuş kampın düzeni ile ilgili birtakım kurallar koymuştu. Örneğin biz bekâr astsubaylar izin almadan dışarıdan misafir getiremiyorduk. Kampta cankurtaranın bulunduğu sandala çıkmamız da yasaklanmıştı. En çok da bu sandala çıkamıyor oluşumuz bizi kızdırıyordu.

Çamurca Askeri Kampı

Can Dostum Fahri Yeni

Bir hafta sonu kampa yürüyerek gidecektim. Sabahın erken saatinde araç olmadığından yürüyerek gitmekten başka çarem de yoktu. Yola çıktığımda Gazhanenin orada feleklerin[1] üzerine alınmış Fahri’nin sandalını gördüm. Aklıma kampa sandalla gitme fikri geldi. Muharrem Başçavuşa da muhtaç olmadığımızı göstermiş olacaktım. Ama Fahri’den izin almamıştım. İkilemde kalmıştım. Ama Muharrem Başçavuşa şov yapma fikri ağır bastı. Öğlene kalmaz sandalı geri getirirdim. Fahri de bana kızmazdı nasılsa. Sandalın iplerini çözdüm, denize doğru az bir kuvvetle ittim. Sandal artık denizde yüzüyordu. Çarşaf gibi bir denizde güçlü kollarımla hızla kampa doğru kürek çektim. Kampa vardığımda sahilde kimsecikler yoktu. Sandalı kafeteryaya çıkan merdivenlere yakın bir yerde kumların üzerine doğru çektim. Oysaki benim kayıkla geldiğimi herkesin görmesini istiyordum. Özellikle de kamptan sorumlu olanın. Yukarı çıktım kahvaltımı yaptım. Karnım doymuştu denizde sandal sefasına devam etmeliydim. Sandalla turlar atmaya başladığımda birkaç aile sahile indiler, onların çocuklarını da sandalla gezdirdim. Kampta görevli Karadenizli bir asker vardı, çok iyi yüzme bildiği için cankurtaran olarak görevlendirilmişti. Denizde çocukları görünce gelip cankurtaran sandalında olmak istemiş. Yanımdan geçerken durdu. Kılıç komutanım deniz patlayabilir, bence Ayancık’a dönseniz iyi olur dedi. Önce önemsemedim, daha arkadaşlarım da sandalla geldiğimi görmemişlerdi. Ama on dakika sonra küçük sandalın hafiften sallanmaya başladığını fark ettim. Açıklara doğru baktığımda denizin dalgalanmaya başladığını görebiliyordum. Hızla sandalı açığa doğru döndürdüm.  Çamurca ile Ayancık arasındaki ilk buruna geldiğimde küçük sandal beşik gibi sallanmaya başladı. Küreklere daha da güçlü yüklenmeye başladım. Korktum. Onca çabaya rağmen ilerleyemediğimi görebiliyordum. Dalgalar da sandala yandan vurmaya başlamıştı. Başaramayacağımı anladım. Sandalı tekrar kampa doğru çevirdim. Dalga arkadan vurunca adeta viya[2] yaparcasına sahile çabucak ulaştım. Karadenizli asker ile birlikte sandalı kumların üzerine çektik. Aldı beni bir telaş. Dalgalar sahile vurunca Fahri sandalı korumak için gelecek. Bakacak ki sandal yok. O da deniz sandalı aldı götürdü düşüncesine kapılacak. Belki de babası Fenerci Muhsin amcadan fırça yiyecek. Fahri’ye haber vermeliydim. Sandalı Karadenizliye emanet ettim yukarı çıktım. Bir araba bulup Ayancık’a, Fahri’ye gitmeliydim. Tam o sırada radarın sivil şoförü arkadaşım Feridun Ersoy Ford pikapla kampa geldi. Kampın ihtiyaçlarını getirmişlerdi. Getirmişlerdi diyorum zira yanında biri daha vardı. Hani benim sandalla geldiğimi görmesini istediğim. Hani kendisine muhtaç olmadığımı göstermek istediğim kişi.

Muharrem Başçavuşa durumu anlattım. “İzin verirseniz Feridun ile Ayancık’a gidebilir miyim?” dedim. Muharrem Başçavuş boş gitmeyin madem arkadaşın meraklanır, sandalı da Ford’un arkasına atın dedi. Kafeteryada görevli askerlere emir verdi. Askerler sahilden küçük sandalı kapıp getirdiler. Feridun Ford’un arka kapağını indirdi, kaymasın diye de sandalı birkaç yerinden arabaya bağladı. Muharrem Başçavuş yardım etmesi için iki de asker verdi bana. Ayancık’ta sandalı indirmek için. Ben de Muharrem abiye teşekkür ettim. Evet, ne yani, o benim Muharrem abim. Tabii ki teşekkür edeceğim.

Beş dakika sonra sandalı aldığım yere indirdik. Dalgalar oldukça irileşmişti. Sandalı daha da gerilerde bırakmaya özen gösterdik. Tam o sırada Fahri’nin koşarak bize doğru geldiğini gördüm. Allahtan arabadan indirdiğimizi görmemişti. Fahri’ye yoldan geçerken sandalı gördüğümüzü, dalgaların alıp götürmemesi için gerilere çektiğimizi söyledim. Fahri de bize teşekkür etti.

[1] Felek; Küçük sandalları karaya çıkarmak için üzerlerinde kaydırılan yağlı tahtalar.

[2] Viya; Vücudunuzu sörf tahtası gibi kullanıp, dalga üzerinde kaymaya verilen ad.

YORUMLAR

  1. Nurhayat özcan dedi ki:

    Ne kadar güzel hatıralar sizinle birlikte midye toplar her okuyan kaleminize yüreğinize sağlık.

  2. Anonim dedi ki:

    Orası askeri kamp değil kardesim turkiye cumhuriyetinin kızılay denen kuruluşu mirasçıları hiçe sayarak bizim yerimize çökmüştür kurtuluş savaşı gazisi imam topal kazım özcan dan bagisalmistir bu adamın mirasçıları varmıdır diye araştırmamış üyelik bütün aileyi de dağıtmıştır şuan özcan sülalesi dört biryana değilmiş kendi ata topraklarının nasıl kızılay tarafından peşkeş çekildiğini sosyalmedyadan izlemektedir ama bu böyle sürmeyecek gereken yerlere başvurmama azkaldı cakircali murat deli seferin oglu

    1. Ahmet Can Akyol dedi ki:

      Söyledikleriniz belki doğru belki yanlıştır. Fakat Mustafa abi o günlerde nasıl kullanılıyorsa ve nasıl adlandırılıyorsa o şekilde yazmış, anılarını paylaşmış. Burda sitem edeceğiniz kişi kendisi değildir.

  3. Fahri YENİ dedi ki:

    Güzel günler yaşadığım Ayancık da yıllar sonra öğrendiğim , sandalın denizden gidip karadan geldiğini öğrenmek harika,benim içinde unutulmaz bir anı olarak kalmıştır. Paylaştığın ve hatırladığın için teşekkürler .

  4. Nezih dedi ki:

    Kendimi bir an camurcuda hissettim👍👍

  5. Önder OZANSOY dedi ki:

    Yüreğine ve kalemine sağlık Mustafa abi. Ayancığa tekrar gitmiş gibi oldum.Abimin kayalarda file tutuş halini tahmin edebiliyorum,görür gibi oldum ve çok güldüm…Selamlar,sevgiler…

  6. Orhan balta dedi ki:

    Cankuşum ya 😂😂😂😂

  7. FAİK OZANSOY dedi ki:

    Yıllar geçsede Ayancık unutulmayacak..MİÇYOS GRASYAS..

  8. Hüseyin UYSAL dedi ki:

    Bizim sandalda olduğumuz o günü çok iyi hatırlıyorum. Çok eğlenmiştik. Fakat Fahri’nin teknesiyle yaşadığın macerayı bize anlatıp anlatmadığını hatırlamıyorum. Bayağı sıkıntılı bir macera olmuş. Herşeye rağmen güzel günlerdi… Kalemine sağlık dostum.

  9. Şemi YILMAZLAR dedi ki:

    Ne güzel anılar biriktirip yazıya dökmüşsün dostum..😍🖐

  10. HÜSEYİN UYSAL dedi ki:

    Yine Ayancık’ ta haberimizin olmadığı bir macerayı okuduk. O bizim içinde olduğumuz sandal sefasını çok iyi hatırlıyorum. O gün çok eğlenceli bir gündü. Fakat sende macerayı ucuz atlatmışsın. Güzel günlerdi vesselam…

  11. Özcan Tokuş dedi ki:

    Ayancık…Çok güzel günler yaşadık. Çok güzel anılar biriktirdik. Yıllar sonra ziyaret ettim. Her şey o kadar değişmişti ki bize göre o zaman daha güzeldi. Ya şimdi…?

  12. Behiç LÖKLÜOĞLU dedi ki:

    Can dostum beni eski günlere götürdün yine burnum sızladı . Çamurcadaki kampa gittim geldim denizde Viya yaptım topladığımız midyeleri teneke üstünde yedim . Çok sağol arkadaşım seni çok öptüm

  13. Osman dedi ki:

    Yaparlar bunlar benim arabayı da böyle şarampola düşürmüşler izinden gelince birisi söyledi