SON DAKİKA

Sedat Demircan

Sinoplu Ünlüler

Ayancık Belediye Başkanı Ayhan Ergün ile röportaj

Sevgili okurlar, ilçe Belediye Başkanı Ayhan Ergün ile Ahmet Can Akyol’un yaptığı röportajı sizlerle paylaşıyoruz.

Bu haber 18 Aralık 2013 - 18:06 'de eklendi.

Başkan bey merhaba. Yoğun olduğunuz bu günlerde röportajımızı kabul edip vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Ahmet Can Akyol: Ayancık Gazetesi okurları için kendinizi tanıtır mısınız?
Ayhan Ergün: İsmim Ayhan Ergün. 1969 yılında Ayancık Dibekli Köyü’nde doğdum. İlk, orta ve lise sona kadar Ayancık’ta öğrenimimi gördüm. Lise sonda ise İstanbul Sefaköy Lisesi’ne geçerek lise öğrenimimi tamamladım. Ardından 2 yıl Giresun Meslek Yüksekokulu Muhasebe Bölümü’nü bitirdim. Bunun akabinde yatay geçişle Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdim. Kısa bir süre değişik şirketlerde çalıştım. Askerlik görevimi tamamladıktan sonra 2000 yıllarında kendi serbest muhasebecilik mali müşavirlik büromu İstanbul Sefaköy’de kurdum. Evli ve 3 çocuk babasıyım. 2003 yılı sonunda tekrar Ayancık’a dönerek Ak Parti’den aday adayı akabinde 2004 Mart seçimlerinde Belediye Başkanı olarak halkımıza hizmet vermek üzere Ayancık’ta görev yapıyorum. İkinci dönemimizde bitmek üzere. Allah nasip ederse üçüncü döneme hazırlığımızı yapmış bulunuyoruz.

A.C.A: Diğer partileri değil de neden Ak Parti’yi seçtiniz?
A.E: Ak Parti kurulmadan önce herhangi bir siyasi partide siyaset yapmadım, herhangi bir partinin üyesi de olmadım. 2000 yıllarının şartlarında kendi mesleğimi kurdum. Aynı zamanda Ayancıkla ilgili 2003 kurulan AYKAD’ın kurucu başkanıyım. O dönemde başkanlığını yönetiyorken 2002 yılında Ak Parti’nin kurulması, ülkenin o günkü şartlarındaki istikrarsızlık, koalisyon hükümetlerinin oluşturmuş olduğu başarısız yönetimler nedeniyle Türkiye sıkıntılı bir döneme girmiş oldu. Ayancık’ta bundan etkilenmiş oldu. Hayallerimiz vardı, hayallerimiz olmasa bu dernekle uğraşdık. AYKAD’ın kuruluşu da önemli bir adım oldu bizim için. O gün çevremizde olan işadamlarımız, dostlarımız yerel seçimlerin yaklaşması nedeniyle neden Ayancık’tan aday olmuyorsun diye teşvik ettiler. Yeni bir parti, yeni bir heyecan ve kadrolar yapısıyla da ülkeye hizmet edeceğine inandığımız misyona sahip bir parti olarak gördüğüm Ak Parti’den aday adayı oldum. Yanılmadığımı da anladım çünkü ülkemizde olsun, ilçemizde olsun büyük atılımların, büyük yatırımların, büyük gelişmelerin olduğu bir dönemde bende kendi köşemden, Ayancık’ın köşesinden ülkemizin kalkınmasına omuz vermiş olduk. O nedenle Ak Parti’nin milletin içinden doğan, milletin kendisinin kurduğuna inandığım bir parti olarak gördüğüm için bende milletimin bir ferdi olarak kendimi Ak Parti’de buldum.

A.C.A: Başkanım, az önce insanların isteği doğrultusunda başkanlık yaptım dediniz. Bundan önce başkanlık yapmayı hiç düşündünüz mü?
A.E: Ben Ayancık’ta İmamhatip Lisesi’nde okuyorken evimiz kayada, yamaçtaydı. Ayancık ile benim hakketten gönül bağım var. Daha ortaokul sıralarındayken bile o yamaçtan Ayancık’ı seyrederken, Ayancık’ın olması gerektiği yeri, kendi kafamdaki projeleri o günlerden oluşturmaya başlamıştım. Özellikle bunlardan bir tanesi denizin çayın içine doğru alınması, sanayinin ordan kaldırılması konusuydu. Benim özel notlarımda da vardır; “Ayancık’a bir gün hizmet edeceğim” diye. O gün belki başkan olarak değildir ama bir şekilde hizmet edeceğim notlarımda yazar. Bu projeler o günkü hayallerimin ürünüdür. Gönül bağımız zaten olmasa Ayancıkla ilgili sevdamız olmasa bu yükün altından kalkmak çok kolay değildir. Ayancık’ta şuan gelinen çizgi itibariyle devasa yatırımların önünü açmış olduk. Kemikleşmiş denilen sorunların üstesinden gelindiğini aslında herkes şahit oldu. Bugün desek ki Ayancık’a şunu yapacağız, halkın kanaati şu oluştu; “Başkan derse olur, başkan söylüyorsa bu gerçekleşir” şeklinde. Hayal olan projenin peşinden koşmadık. Hem hükümetimizin gücünü hem de Ayancık Belediyesi’nin gücünü tartarak birçok projeyi hayata geçirdik.

A.C.A: Belediye başkanlığı görevine geldiğiniz ilk günü hatırlamanızı istiyorum. O gün ne hissettiniz ve aklınızdan neler geçirdiniz?
A.E: Kardeşim o günler 2004’lerin başıydı, Mart ayıydı. Bizim başkan aday adaylığımız olsun, başkan adaylığımız olsun, başkanlığımız olsun çok hızlı gelişen bir sürede gerçekleşti. 2003’ün sonuna doğru çevremizin desteğiyle, teşvikiyle, neden olmasın demesiyle bir anda kendimizi aday adayı, daha sonra aday, ardından da başkan olarak gördük. O günkü şartlarda Ayancık Belediyesi maaş ödeyemez durumdaydı. Yaklaşık 8 ay personeline maaş borcu, 24 aya yakında ikramiye borcu olan bir belediye vardı önümüzde. Esnafından mal alma özelliğini kaybetmiş, kredisini bitirmiş bir belediye devraldık. Buna tabiki şu edebiyatı da yapmak istemiyorum; harabeye dönmüş edebiyatı, batmış bitmiş edebiyatı yapmak istemiyorum ama tablo bu idi. Bunu halkta biliyor herkeste biliyor. Zaten o günkü yönetenler de bunu çok iyi biliyordu. Bu sorumluluğun altına birde İstanbul’dan gelerek girmiş olduk. Ben uzun sene dışarıda kaldım. 85’li yıllarda gittim, İstanbul’a, 2004’lerin başında buraya dönmüş oldum. Ayancık’ın hem halkla ilgili genel sorunlarını hem ilçeyle ilgili genel sorunlarını göreve geldikten sonra tanımaya başlamış olduk. İnanın ki o ilk günler, ilk ayki maaşı ödediğimiz zaman sanki büyük bir icraat yapmış gibi sevindik. Çok şükür 10. yılımıza giriyoruz. Daha 1 ay dahi maaşı sektirmedik. Personelimizin işçi ve memur kısmına düzenli maaşını ödedik. Şuanda maaş borcu olmadığı gibi ikramiye borçlarından da bir iki tanesi kaldı. Onlarda bu sene içerisinde biter diye düşünüyorum. Ve sadece maaş değil ilçeye yatırım yapan bir belediye konumuna getirmiş olduk.

A.C.A: Küçüklüğünüzde Ayancık’ta yaşadığınızı söylediniz. O günlerden bu güne sizin gözünüzde Ayancık’ta ne gibi değişmeler oldu?
A.E: Bizim çocukluğumuz garibanlıkla geçti. Biz 7 kardeştik ve işçi olan babamın maaşıyla hem okumak hem de geçinmek zorunda olan bir ailede büyüdüm. İlkokulu o zamanki adıyla Kurtuluş Okulu olan şuanki Mehmet Akif’te bitirdim. Ayancık’ın o günkü hali Türkiye’nin hali neyse oydu aslında. Doğru dürüst parkı dahi yoktu o yıllarda. Bir tek aşağıda şuanki Yaman Okay Parkı denen kısmı vardı ama orası da açık sinemaydı. Türkiye’nin yapısı neyse Ayancık’ınki de farklı değildi. Ayancık o günkü şartlarda fabrika işçisinin ilçeye getirmiş olduğu girdiyle geçimini sağlıyordu. O günkü maaşlarda çok yüksek değildi. Şehircilik anlamında kaynak suyuyla değil de kuyu suyuyla idare edilen, sorunları büyük olan bir yaşamdı. Yolları tozlu dumanlı olan bir yerdi. 80’li yıllardan sonra ivme büyümeye başladı. Biraz olsun yatırımlar yapılmaya başladı. O yıllarda Belediye’nin yapmış olduğu işhanını hatırlıyorum. 90’lı yıllarda krizlerde üst üste geldi. Özellikle 1996 yılından sonra fabrikanın kapanması ilçemizde ekonomik anlamda büyük bir kaosun habercisi oldu. Bu iktisadi yapıyla birlikte Belediye’de çökmüş oldu bir nevi. Ayancık’ta gelişme değil geri gitme başladı. İktisadi hayatta cansızlaştı. 2002 yılından sonra Ak Parti hükümetinin iktidara gelmesiyle birlikte Türkiye’de başlayan çıkış 2004’lerde yerelde de Ayancık’ta da iktidarla paralel belediyenin olması sebebiyle de ilçemiz yükselişe geçti. Özellikle Yenikonak yolu bu yıllarda yapıldı. Eskiden 56 virajı barındıran, 15 dakikadan fazla zaman alan yol şuanda 5 dakikada ve viraj diyemeyeceğimiz 2 tane viraja sahip. Çamurca yolu 2004 yılında başladı. Ayancık Çayı’nın ıslahı o yıllarda başladı. Biz göreve gelir gelmez bunlar başladı. Kaynak suyu çalışmaları başladı, deniz deşarjı projeleri başladı, mahmuzlar başladı, çevre projelerimiz başladı, meydan düzenlemeleri başladı, parklar başladı. Şuanda bizden önceki 5 yılda bir tek çocuk parkı yapmakla övünülürken, bugün Ayancık Belediyesi 10 yılda yirminin üzerinde park üretmiştir. Sadece çocuk parkı değil dinlenme parkları da var bunun içerisinde. Ayancık son 10 yılda, çayın ıslahını, Yenikonak yolunu başarması, kaynak suyunu getirmesi, kültür sitelerinin hayata geçmesi, spor tesislerinin yapılması olsun sosyal hayata canlılık getirilmesi noktasında ivme kazandırıldı. Bir de yüksekokulun göreve geldiğimde 40 civarında öğrencisi vardı. Meslek Lisesi’nin bir sınıfını kullanıyorlardı. O da gece eğitiminde faaliyet gösteriyorlardı. Biz orada kütüphaneyi eski belediyemize çekerek, kütüphane binasını yüksekokulumuza kazandırarak Belediye olarak fedakarlık yaptık. Şuanda yaklaşık 500’ün üzerinde öğrenci var. Bununla da yetinmiyoruz, şuanda etrafındaki arsaları Kaymakamlığımız ve Milletvekilimizin de uğraşısıyla, Belediye olarakta takibiyle üniversiteye kazandırdık. Yaklaşık 3 binin üzerinde öğrenci okuyacak binaların hazırlığını yapıyoruz.

A.C.A: Başkan bey, sözünüze keseceğim ama yüksekokulunun kız yurdu bu sene 108 öğrenci almış ve bunlardan 92 tanesi 1. sınıf öğrencisiymiş. Peki seneye gelecek öğrenciler için çalışmalarda bulunuyor musunuz?
A.E: Aynen, tabiki Yüksekokulun burada büyümesinin temel şartlarından bir tanesi de öğrencilerin barınma ihtiyaçlarının giderilmesidir. Aslında burada da bizim fedakarlığımız var. Kız yurdu olarak açılan binayı da biz 20 yıllığına Kredi Yurtlar Kurumu’na kullanma hakkı verdik. Bu yurt daha açılmadan önce bile Ankara’da Ayancık’a 300 kişilik yeni yurdun yapılması için çalışmalar başlattık. Ayancık, Sinop ilçeleri içerisinde ilk yurda sahip olan ilçe oldu. Daha Boyabat’ta, Gerze’de yurt yok. Ayancık’ın ilk olması bizim vermiş olduğumuz binadan kaynaklıdır. Bu sene içinde zorluyoruz. Ayancık’a 300 kişilik KYK yurdu yapılması için adımları attık. 3 bin öğrenciyi hedeflediğimiz bir ilçede en azından bin kişi kapasiteli bir yurt olmak zorunda.

A.C.A: İki dönemdir Belediye Başkanlığı yapıyorsunuz ve üçüncü kez ilçeyi yönetmeye adaysınız. Ayancıklıların niye sizi seçmesini istersiniz?
A.E: Tabiki, Ayancıklılar tekrar Ayhan Ergün’e niye oy versin. ‘İki dönem yaptı, hevesi kaçmıştır, heyecanı bitmiştir, yapacağını yaptı. Bundan sonra yeni yüzler, yeni isimler, yeni partiler hizmet etsin’ denebilir. Ancak şu pencereden bakmak lazım; Türkiye’de hala iktidar Ak Parti’nin elinde. Birkaç dönem daha gideceği görülüyor. Karşısındaki muhalefetin iktidara gelmek gibi bir hevesi yok. Onlarda da yüz eskimesi var. Bir türlü kendilerini yenileyip toplumun huzuruna yeni projelerle çıkamıyorlar. Aynı yansıma ilçemizde de var. Size sorsam ‘Diğer siyasi partilerin adaylarının hangi projeleri var’ desem, sayabilir misiniz? Sayamazsınız. Ben duymadım. Ama ben söylüyorum, Ayancık’a yüzme havuzu yapacağız diyorum. Denizi köprüye kadar içeri alacağız diyorum. KYK yurdundan bahsettik, üniversiteden bahsettik. Bunları iktidar belediyesi olarak ben yaptırabilirim diye düşünüyorum. Sinop’tan önce kendi yer sorunumuzu takip ettiğimiz için Belediye olarak biz çözdük. Çangal yolunun yatırımlarının veya parasının kaynaklarını da biz yapıyoruz. Yerelden bunlar takip edilmezse yukarısı bunlara çokta bakmıyor. Daha doğrusu, ağlamayan bebeğe meme vermezler, der atalarımız. Bizde burda Ayancık’ın sahil projesinin tamamlanmasını biz yapabiliriz diyoruz. Çünkü projeleri üretip Ankara’dan kaynakları üretme imkanı bulabiliyoruz. İktidarla aynı yolda yürümek pek çok avantajı da beraberinde getiriyor. Biz buraya gelince devleti tanıdık. Ankara’yı iyi kullanabilirsen, bakanlık kaynaklarını iyi kullanabilirsen Ayancık’ın sorunlarını da biran önce çözme imkanınız olabilir. Ayancık’ın geleceği üniversite ve turizmden başka bir yerde görünmüyor. Ağır sanayi buraya gelmez artık. Ağır sanayinin buraya gelmesi için ulaşım sorununun çözülmesi lazım ki buda kısa sürede çözülecek bir sorun değil. Sinop ile Bartın arasında Batı Karadeniz otoyolu başlayacak. Belediye burada eğer Ak Parti’nin elindeyse o imkanları da kullanma ihtimali olacaktır.

Bugün Ayancık’ta imza attığımız hizmetleri herhangi vatandaşa dahi sorsak hemen 8-10 tane sayabilir. Bizim ilçemizin sorunlarının çözümü noktasında yarım olan işlerimiz var. Diğer projelerimizle birlikte hizmet kalitesini arttırarak biz turizm ayağını buraya Batı Karadeniz yolu geçmeden kazandırmak zorundayız. Bu nedenle bizim burada bir dönem daha iktidar olarak Ayancık’a hizmet etmek gibi bir görevimiz var. Bize bu görev yapılsın dendiği için biz bugün aday olduk. Halkımızdan da bu noktada talep geldi. Bir dönem daha devam et, sana ihtiyacı var burasının dendi. Birde şu nedenle deniyor bu; 3. dönem ustalık dönemi gibidir. Eskiden on defa gittiğimiz yerde şimdi bir telefon bazen işi çözebiliyoruz. Eskiden çözemediğimiz konuları şimdi tecrübelerimizle aşabiliyoruz. Hem belediye ekonomimizi düzeltmek noktasında hem de artık gelecek noktasında eksik kalan projelerin tamamlanması için bizim bir dönem daha burada hizmet etmek gibi bir durumumuz var. Milletimiz taktir ederse biz almış olduğumuz görevi bu memlekete hizmet etmek için kullanacağız.

A.C.A: Bir önceki soruda bahsettiniz ama ben yeniden sormak istiyorum. Bu dönemde yapılmasını düşünüpte yarım kalan projeleriniz nelerdir? Kısa kısa anlatır mısınız?
A.E: Sahil düzenleme projemizin ikinci ayağı olan iskeleyle çayağzı bölümüne kadar olan kısmı tamamlamayı çok arzu ediyoruz. Çevre düzenlememizle birlikte sahili uzatmış olacağız. Yine denizin içeri doğru alımı projemiz var. Köprüye kadar denizi içeri alıp orada doğal bir göl oluşturmayı, içerisinde kuğuların, martıların, ördeklerin yüzdüğü bir doğal park oluşturmayı hedefliyoruz. Şuanki hıdırellez alanı dediğimiz yeri düzenleme projemiz var. Futbol sahasının çevresinin tamamen düzenlenmesi projemiz var. Oralarda yazlık düğün bahçeleri yapma hedeflerimiz var. İkisu’ya kadar yürüyüş yolu projemiz var. İlk aklıma gelen işler bunlar. Tabiki temel ihtiyaçlar noktasında da Ayancık’ın şehir içersindeki sorunu olan hiçbir yol kalmasın istiyoruz. Parke ve beton yol çalışmalarında çok büyük mesafe katettik. Asıl arzumuz 2019 noktasında veya 2023 vizyonuna Türkiye’nin hazır olacağı gibi Ayancık’ın da hazır olmasıdır.

A.C.A: İlçemizde kurulan, Ağustos ayında mühürlenen HES projesi ve Sinop’ta kurulacak olan nükleer santral hakkında neler söylemek istersiniz?
A.E: İlçemizde gerçekleşen HES projesi Türkiye’de gerçekleşen HES projelerinin ilklerinden bir tanesidir. Bu noktada değişik yorumları sosyal medyada okuyoruz. Bizi de bazen suçlayan bazı yorumlar var. HES projesi tamamen devletin bizzat ruhsatlandırdığı bir projedir. EPDK başkanlığının yürütmüş olduğu projelerdir bunlar. Türkiye’de yüzlerce var. Ayancık’taki HES projesi Ayancık Çayı’nın suyunun kullanılması noktasında hiç kimsenin itirazı olamaz. Derler ya, su akar Türk bakar, misali. Suyun elektrik enerjisine dönüştürülmesi noktasında herkesin bir hemfikirliği vardır. Ama bunun yapılması içinde doğal yaşamı etkilemeyecek, görüntü ve çevre kirliliği oluşturmayacak şekilde imalatlarla bunun yapılması noktasında hemfikirlik vardır. Ayancık’ta gerçekleşen HES’in oluşturmuş olduğu tahribata bende karşıyım. Ben 2008’den beri bakanlık düzeyinde şikayetlerimi yaptım. Burada doğru işler yapılmıyor. Özellikle hafriyatların derelere atılması, ileride başka sorunların çıkması noktasında, ağaçların gelişi güzel kesilmesiyle ilgili şikayetlerim neticesinde defalarca gelindi. Defalarca buralar incelendi fakat işin muhatapını bulamadık. Yeni kurulan HES’ler olduğu için bunun yasaları ilk çıktığından sonra yönetmelik gecikti. Denetiminin kimin yapacağı belli değil. Bir ara DSİ dendi, bir ara Çevre İl Müdürlükleri dendi. En son 2008’de bakan geldiğinde şikayetimizi yüz yüze dile getirdim. Buraya ekip gönderdiler. 80 bin TL ceza kestiler. 80 bin lira bu işin çözümü değil ki. Ancak çalışmalar bitti. Üretime girdi. Çevre dernekleri itirazlarını yaptılar. Mahkeme kısmen haklı gördü, durdurdu. Sonra tekrar mahkeme HES lehine karar verdi ve şuanda yeniden üretime giriyorlar. Ayancık’ın ilk olması sebebiyle böyle bir talihsizlik yaşandı. Bizim coğrafyamızda çabuk toparlayacağı kanaatini taşıyoruz. HES’in faydasına inanıyorum çünkü Türkiye’nin enerjiye ihtiyacı var. Türkiye’de HES projelerinin yaygınlaşması gerekiyor. Türkiye’nin tüm enerji kaynaklarını enerjiye dönüştürmesi gerekiyor. Rüzgar, güneş, su olabilir veyahutta nükleer olabilir. Bugün Türkiye’nin gelişmiş ülke seviyesine çıkması için enerjisini ucuz üretmesi gerekiyor. Şuanda Türkiye’deki üretilen enerjinin %50’ye yakını doğalgazdan üretiliyor. Bu da demektir ki Türkiye enerjisinin %50’si dışa bağımlı. Yarın bir problem yaşandığı zaman o ülkeler senin elektriğini kesebilir demektir. Milyonlarca insan işsiz demektir. Çünkü enerjiyle üretim vardır, istihdam vardır. Türkiye’nin enerji çeşitlendirmesini mutlaka başarması lazım. Bu nedenle enerji noktasında Türkiye’nin politikaları neyse bizde buna uymak zorundayız.

A.C.A: Ayancık Spor’un Bölgesel Amatör Lig’den çekilip katılmamasına neler söylemek istersiniz?
A.E: Spor kulüpleriyle içli dışlıyızdır. Hepsiyle görüşüyoruz, desteklerimiz oluyor. Özellikle spor kulüplerimize kaynak noktasında çevremizdeki hiçbir belediyenin yapmadığı kadar kaynak aktarımında bulunuyoruz. Buna hiçbiri de inkar edemez zaten. Sahildeki parklarımız yıllık olarak onlara tevdi ediliyor. Zaman zaman malzeme yardımlarımız ve nakdi yardımlarımız oluyor. Tabiki belediyenin bütçesi bir yere kadardır. Ayancık Spor’un BAL liginden çekilmesi tamamen ekonomik nedenlerledir muhakkak. Geçtiğimiz yıl belli bir kaynak üretildi, BAL ligine katıldı, son anda düşmekten kurtuldu. Ayancık ekonomisiyle Ayancık’ın mevcut ekonomik yapısıyla da Ayancık’ın BAL liginde temsili süreklilik anlamında çokta mümkün görünmüyor. Her sene hiç harcamasan 300-400 bin lira para harcamak zorundasın. Böyle bir kaynağa da Ayancık’ın her sene üretmesi mümkün değil. Bir sene yaparsın, belki zorlasan iki sene yaparsın da üçüncü seneyi yine getiremezsin. BAL liginden ziyade biz spor kulüplerimize şunu tavsiye ediyoruz. Biz aktarabildiğimiz kadar aktarıyoruz. Ayancık’taki gençlerin spor yapmasına teşvik edin sadece. Değişik alanlardan oraya çekin. Ateri salonlarında veya faydasız yerlerde zaman geçirmelerini sahalara alın, salonlara alın. Bu gençlerimiz fiziken, ruhen, bedenen gelişmelerini tamamlasınlar. 300-400 milyarı sadece birtakımın BAL liginde harcayacağına, bunun yerine o kaynak Ayancık’taki 3 bine yakın gençlerin spor yapmasına teşvik için kullanalım. Benim tavsiyelerim oldu ama çokta spor kulüperi kale almadılar. Burada hiçbir takımımızın süreklilik göstereceğine inanmıyorum.

A.C.A: Ayancık’ın ihtiyacı olan 3 şeyi söyler misiniz?
A.E: Birincisi istihdam alanları, ekonomik veriler. İkincisi nüfusun artması. Üçüncüsü de çevre projelerinin biran önce tamamlanması gerekiyor. Bunun yanında ulaşım sorununun çözülmesidir.

A.C.A: İstanbul’daki sivil toplum örgütleri ile birlikte ne gibi çalışmalarınız var?
A.E: Geçtiğimiz yıllarda daha sıkı ilişkilerimiz vardı. Fakat son yıllarda sıkı değiliz. Daha çok zaman ayırdığım nokta Ankara tarafı oluyor. Kaynaklar orada daha fazla. Davet edildikçe de buradaki hemşerilerimizin sosyal etkinliklerine katılıyoruz, ziyaretlerimizi yapıyoruz. Sadece İstanbul’daki değil, Almanya’daki, Avusturya’daki hemşerilerimizi de ziyaret ziyaret ediyoruz. Oradaki dernekleri de ziyaret ediyoruz. Oradaki STK’lar ile de görüşüyoruz. Oralarda yaşayan Ayancıklıların çok daha duyarlılıkları var. Onlar özlem dolu olduğu için beklentileri yüksek. Ayancık’ı Ayancık’ta yaşayanlardan daha fazla takip ediyorlar. Özellikle sizin de hizmet verdiğiniz web sayfaları, haber siteleri onlar için avantaj oluyor. Ben geçmişte bulamamıştım. Bende gurbetçiydim ve bunlardan mahrumdum. Ancak düğünde dernekte birisine rastlayacağız da Ayancık’tan haber alırdık. Veya telefon açarak. Günümüzde bu daha kolay hale geldi. STK’larla birlikte gurbetçilerin Ayancık’a olan bağını sağlamlaştırmaya çalışmaktayız. Ayancık Belediyesi’nin olsun, kaymakamlıkların olsun, siyasilerin olsun Ayancık’a yaptıkları hizmet ne kadar yüksek olursa gelme oranı o kadar fazla oluyor. Oradaki STK’lardan tek beklentimiz bizim hemşerilerimizi memleketle olan bağlarını yeniden onarması ve buraya yönlendirmesidir.

A.C.A: İlçede istihdam oluşturmak için ne gibi çalışmalarınız var?
A.E: Ayancık’ta yatırımların istenilen oranda olmamasının temel nedeni ulaşımdır. İkincisi de kalifiye elemanın bulunmamasıdır. Bu nedenle yatırımcıların çok kolay buraya gelmesi mümkün olmuyor. Bazen gittiğimiz zaman işadamlarını ziyaret ediyoruz, anlatıyoruz. Gelin sizde görev yapın, sizde yük alın, sizde Ayancıklısınız diyoruz. Ancak önümüze şu konuluyor, hakta vermiyor değilim. Diyorki benim burada işim kurulu şimdi. Bu işimi oraya getirmem mümkün değil benim pazarımda burada. Ulaşımında kısıtlı olması nedeniyle çok büyük yatırımların gelmesi mümkün değil ama ufak ölçeklerde, kavalecilere yer tahsis ettik. İlk geldiğimizde yanında 3-4 kişiyle çalışan şuanda 14-15 kişiyle çalışıyor. 3-4 yerde mermer fabrikası kuruldu, onları yine biz sağladık. Beton santrali kuruldu, o yeri biz kullandırdık. Şimdi terminal alanında bir tane tekstile yönelik bir bina yapımını gerçekleştirdik. Önümüzdeki günlerde ilgililer ilçemize geliyor. Ve burada 80-100 civarında insan çalışacak. Başka tekstil firmalarına yardımcı oluyoruz. Yatırım yapmak isteyen kim olursa biz yanlarındayız. Ufak telek yerlerde olsa Ayancık’ta şu anda 250-300 civarında çalışma yerleri var . Biz bunları 400-500’lere çıkaralım istiyoruz. Gelecekteki hedefimiz terminali başka yere taşıyarak, karayolları şantiyesini başka yerlere taşıyarak bu tekstil fabrikası gibi 3-4 tane daha bina yapıp yatırımcıyı buraya getirerek 500-600 kişinin çalıştığı bir organizasyon yapmak istiyoruz.

A.C.A: Ayancık Belediyesi’nin Türkiye sıralamasında en borçlu belediye olduğuna dair söylemler bulunuyor. Bu konunun aslı nedir?
A.E: Ayancık Belediyesi’nin Maliye Bakanlığıyla ilgili geçen sene yayınlanmış borç rakamı vardı. 3 trilyon civarında idi. Ayancık Belediyesi’nin şuanki toplam borcu 17 trilyon civarında. Biz devraldığımızda 8 buçuk trilyon civarındaydı bu rakam. Şuan 17 trilyondur, bununda %95’i kamu borcudur. Yani sigorta, vergi ve elektrikle ilgili borçlarımızdır. Piyasaya olan borçlarımız alacağımızdan daha düşüktür. Biz hiçbir borcumuzu borçlanarak yapmadık. Az önce saydığım bir sürü iş yaptık. Bunlarla ilgili borcumuz yok bizim. Hepsini gerek devletten ürettiğimiz kaynaklar, gerisi belediyemizin kaynaklarıyla bunları ödemiş olduk. Ayancık Belediyesi’nin geliri ile biz ancak düzenli maaş ödeyebiliriz. Ayancık Belediyesi’nin görevi sadece maaş ödemek değil. Ayancık Belediyesi’nin görevleri içerisinde yatırım yapmakta var. Ve aynı zamanda kamu borçlarını ödemekte vardır. Gelen öz kaynakla bunların ancak ikisine kısmen para ayırabilirsin. Bir tanesini yapamazsın. Çünkü hepsini aynı anda yapacak bir bütçemiz yok. Ancak biz şu tercihi yapıyoruz. Ayancık’ın önünü açma noktasında kamuya olan borcu peşin ödemiyoruz. Elimizdeki kaynağımızı düzgün maaş ödemeye ve yatırıma ayırıyoruz.

Bazı çok bilenler eleştiri yapıyor. Bunları devlet yaptı diyorlar. Yenikonak yolunu devlet yaptı, çayın ıslahını devlet yaptı, spor salonunu devlet yaptı, kültür merkezini devlet yaptı diyorlar. Bende diyorum ki, bu devlet daha önce yok muydu acaba? Devletin yaptığı her işe biz el uzattık. Belediye bütçesinden de pay verdik. Örnek veriyorum; devlet vardı da, çayın ıslahını devlet yaptı da, bu devlet Türkeli’de niye yoktu? Durağan’da niye yoktu? Sel Dikmen’i aldı götürdü. Devlet yok muydu oralarda? Niye Ayancık’ta varda oralarda yok. Bana önce bunun cevabını versinler. Öyle eleştiriyle olmuyor. Burada belediye olmasa çayın ıslahı olmazdı. Belediye başkanı olarak emeği yok diyorsa bir adam emek hırsızlığı yapıyor demektir. Hastanenin buraya yapılması için onlarca defa Ankara’ya gidip gelmişizdir. 5 trilyondan vazgeçiyorum, hastaneyi buraya getiriyorum. Kimse hakkımızı yemesin. Bu sorunları çözmek bizim görevimiz. Bu nedenle çok bilmiş olanlar emek hırsızlığı yapmasınlar. Biz yapmadığımız, kendiliğinden gelen hiçbir hizmeti sahiplenmedik. Çünkü buna yüzümüz olmaz.

Hangi belediye Sinop’ta spor salonu yaptırmış, kaynak aktarmış? Bana göstersinler ben özür dilerim. Yatırım yapmasaydık hiç borcum olmazdı. Ama bunlarda olmazdı. Çayın ıslahı da olmazdı, Yenikonak yolu da olmazdı. Ne yapardık? Sen bana sordun başkanım borcun var mı? Borcum yok. Ee ne yaptın? Hiçbir şey yapmadım borç ödedim. Aferin başkanım sen çok güzel borç ödemişsin mi derler?

Bir örnek vereyim Ahmet. Bunu özellikle yazmanı istiyorum. Son baharda Almanya ve Avusturya gurupları Ayancık’a geldi. Almanya’dan gelen Iserlohn Belediye Başkanı Türkeli’ni gezdi, burayı da gezdi, Erfelek’i de gezdi. Sinop’u da gezdi. Gezinin ardından ‘Bizim Sinop genelinde gezdiğimiz yerler içerisinde en güzel yer burası’ dediler ve bizi de davet ettiler. Biz Türkiye’yi Orta Afrika gibi bir yer zannediyorduk dediler. En son 20 yıl önce Antalya’ya gelmişler. “Biz Türkiye’nin çok büyük mesafe aldığını gördük. Ayancık’ı da çok beğendik. Sizinle dost olmak istiyoruz” dediler. Ki buraya kardeş belediye olmak için gelmediler. Bizim gittiğimizde buraya davet etmiştik. Avusturyalılar da aynısını söyledi. Şuanda kardeş oluyoruz onlarla. Biz aynı seviyede sayılırız, çok az eksiğiniz kalmış dediler. Mesafe budur işte.

Şu anda en borçlu belediye sıralamasında oradaki hata şudur; Ayancık Türkiye’nin en borçlu belediyesi sıralamasında çok gerilerdedir. Sebebi şudur, sadece maliye borcu yönünden öne almışlar. Sinop şuan 33 trilyon suya borçlandı. Uzun vadeli kredi kullandı. Ama Sinop sırada yok. 20 trilyon küsür sigorta borcu var Sinop’un Belediyesi’nin. Ama orda sırada yok. O sıra maliye ve gelir vergisi borcu. Sinop Belediyesi’nin 20 trilyon sigorta borcu var benimde 6 trilyon sigorta borcum var. Borç diyince toplamı almak zorundayız, sadece maliyeyi alamayız. Ayancık Belediyesi’nin 17 trilyon borcunun yarısı da geçmiş dönemden gelir. Ve geçmiş dönemde 8 trilyon borcun karşılığında ne yaptın sen Ayancık’a? Ben bunları yaptım, sen ne getirdin? Onları sayın neye borçlandın? Ben borcumu ödüyorum. Artık elektrik borcumuz denk geliyor. Şimdi de maliye borçlarını düzene sokuyoruz. Önümüzdeki dönem birazda bunların peşinde koşacağız. Ayancık Belediyesi’ni hiç borçsuz hale getirmeyi hedefliyoruz.

A.C.A: Hep halk sizden istekte bulunmuştur. Sizin halktan isteğiniz var mı?
A.E: Önümüzde bir yerel seçim var. Yerel seçimlerde insanların vicdanlarına danışması lazım. Herkesin bir parti görüşü vardır. Ancak Ayancık milliyetçisi olmak zorundayız. Ben samimi olarak söylüyorum; hangi aday Ayancık’a bir fazla hizmet yapacaksa ona oy versinler. Benim halkan isteğim bu. İkincisi de yapılanı korusunlar. Bunlar onların parasıyla yapılıyor. Bir başkası zarar veriyorsa durdursunlar. En azından bildirsinler. Bunun haricinde gurbetçimizin de burayla bağını güçlü tutmasını istiyoruz.

A.C.A: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
A.E: Önümüzdeki yerel seçimler noktasında bir mesajım olabilir. Az önceki temennimi tekrar dile getiriyorum; Ayancık için kim bir çivi daha fazla çakacaksa, kim bir tuğla daha fazla koyacaksa, vicdani kantarda tartıp Ayancık halkı ona göre kararını versin. Ben oy veren vermeyen hiç farketmiyor, tüm halkımıza minnet ve şükranlarımı sunuyorum.

A.C.A: Bize vakit ayırdığınız için teşekkür eder, önümüzdeki seçimlerde başarılar dilerim.
A.E: Ben teşekkür ederim.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.