Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sinop 22°C
Sağanak Yağışlı

Şafak Akça Yazdı: Bozuk Düzenin Eğitim Ayağı

Şafak Akça Yazdı: Bozuk Düzenin Eğitim Ayağı
13.07.2020
A+
A-
Bozuk Düzenin Eğitim Ayağı

Ülkemize büyük hizmetleri olmuş, Cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren aktif görevlerde sorumluluklar almış merhum Dr. Refik Saydam 1939 yılında başbakan olarak verdiği ilk demecinde; “A’dan Z’ye her şey bozuk” demişti. Bu büyük bir özeleştiri, bir o kadar da demokratik olgunluk demekti.
Sonraki yıllarda bu “bozuk düzen” kavramına evrilerek politikada büyük bir yer tuttu.  Bülent Ecevit “Bu düzen değişecek” söylemiyle kitleleri peşinden koşturdu ve iktidar oldu. Ecevit’ten 15-20 yıl sonra Necmettin Erbakan “Adil düzen” diye yine “bozuk düzen” eleştirisi yaptı ve iktidar oldu.
Peki, bu düzeni kim bozuyor?
Konuyu daraltıp kimi başlıklarla “eğitimde kim düzeni bozup, sorun çıkarıyor”u irdeleyelim:
  • 3-6 yaş gruplarındaki çocuklarımıza bile tekli eğitim veremiyoruz.
  • Sistemi sürekli matematik işlemleriyle kademelendirebiliyor, 5 3 3 ya da 4 4 4 diye toplamaya tabi tutabiliyoruz.
  • Ha bire müfredat değiştirebiliyoruz. Bu konuda çok bilimsel ve pedagojik düşünen büyüklerimiz var.
  • Eğik el yazısı insan doğasına ve beynine en uygun yazı şekli deyip, 12 yıl sonra dik temel yazının faziletine övgüler düzebiliyoruz.
  • 2020 yılında hala eğitim çağı nüfusunun tamamını okullaştıramıyoruz. Üstelik eğitim 12 yıl zorunlu iken.
  • En büyük hayallerimizden birisi olan yabancı dili öğretemiyoruz.
  • Bu çağda birleştirilmiş sınıflı eğitime devam edebiliyoruz ve sonra bu eksik eğitimden geçen çocuklardan başarı bekleyebiliyoruz.
  • İlkokul birinci sınıftan itibaren önce a-b-c seçeneklerinin olduğu testleri, ortaokulda a-b-c-d seçeneklerini, lisede de a-b-c-d-e seçeneklerini her bir kademede bir harf artırarak çocuklarımızı test denilen illetle yetiştirebiliyoruz.
  • Kendi okullarını nitelikli ve niteliksiz diye ayıran bir Milli Eğitim Bakanlığı var mesela. Başarılı öğrenciler nitelikli okullarda, vasat ve vasatın altı öğrenciler niteliksiz okullarda. Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevinin her bir öğrenciyi bilgi ile donatmak ve eşit eğitimi sağlamak olmasına rağmen hem de…
  • Seçmeli ders veriyoruz ama benim dediğim dersleri seçeceksiniz diyenler çocuklarımız adına ders seçebiliyor.
  • Halen ortaöğretim düzeyinde yeterince yurt yapıp bu çocuklarımıza el uzatamıyoruz.
  • Fırsat eşitliği sağlayacağız diye kanunlarımıza yazıyoruz ama bu eşitsizlikler olmasın diye hiç bir önlem alamıyoruz.
  • Nüfusumuzun %4’üne yakınını oluşturan gençlerimizi toplam süresi 135-180 dakikalık bir sınava sokarak hayatlarını şekillendirebiliyoruz.
  • Üniversitelerimizi politik gerekçelerle sayısal olarak artırabiliyor nitelik olarak içlerini boşaltabiliyoruz. Onları adeta birer yüksek liseye dönüştürebiliyoruz.
  • Büyük umutlarla üniversite okuyan gençlerimizi işsizlikle de imtihan edebiliyor hayata bakışlarını karartabiliyoruz.
  • Lisansüstü eğitim yapmaları için gençlerimizi teşvik ediyor, onlara kadro sorunu yaşatabiliyoruz. Hatta akademiye alınacak kişilerin isimlerini bile sehven ilana yazabiliyoruz.
O kadar çok sorun çıkarıyoruz ki yazdıkça yer kalmıyor, yazdıkça karamsarlığa kapılıyoruz.
Yazıya başlarken andığımız Dr. Refik Saydam’ın sözlerini eğitime uyarladığımızda eğitim sistemimizin, okul öncesi eğitimden doktoraya kadar bozuk ve sorunlu olduğunu söyleyebiliriz. Mesele bu bozuk sistemi nasıl değiştirebileceğimiz. Toplumsal uzlaşıyı acilen sağlamamız gereken önemli bir alan eğitim. Siyasal bakış açılarımızı, önyargılarımızı, arka bahçelerimizi unutup bilimi önceleyebilecek miyiz?
Montaigne “Eğitim görmüş halkı bir yöne sevk etmek kolay, sürüklemek güçtür; idare etmek kolay, köleleştirmek imkânsızdır” der. İnsan düşünmeden edemiyor; bu sözü içselleştirmiş olsak, yukarıda örneklerini verdiğim sorunlar yaşanır mıydı? Ya da bu sorunları çıkaranlar yurttaşlarına bu kötülükleri yapabilir miydi?
YORUMLAR

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  1. Veysel dedi ki:

    Sn. Akça,
    Yapılan eleştirileri ifade edip sanki arkasından bir şey yapılmamış gibi bir seyri var yazınızın. Oysa, Merhum Necmettin Erbakan’ın gerek iktidar ortağı olduğu 70’li yıllar, gerek de yine koalisyon hükümeti vesilesi ile iktidar olduğu 54. Hükümet döneminde Adil Düzen adına yapılan onlarca hamleyi bilmemek inanın en az öğrenmemek kadar ayıp.
    Selamlar