Honor of Kings’i İlk Kez Açanlar Ne Yapmalı?
Bir oyunu ilk kez açtığında insanın aklı biraz karışıyor. Ekranda ödüller, görevler, etkinlikler, giriş bonusları, kahramanlar, modlar… Hele daha önce mobil MOBA oynamadıysan, birkaç dakika içinde “Ben şimdi önce ne yapacağım?” diye düşünmen çok normal. İşin güzel tarafı şu: Honor of Kings başta kalabalık görünse de mantığını kavrayınca akmaya başlıyor. Zor olan kısım ilk temas. Sonrası daha rahat.
Yeni başlayan çoğu oyuncu aynı hatayı yapıyor. Ya direkt maça atlayıp oyunu orada öğrenmeye çalışıyor ya da menülerde fazla zaman geçirip asıl önemli şeyi kaçırıyor. O önemli şey şu: önce oyunun ritmini anlamak gerekiyor. Hangi koridor ne işe yarıyor, neden bazı kahramanlar öne çıkıyor, niye bazı savaşlara girmemek gerekiyor, hangi anda haritaya bakmak lazım… Bunlar oturmadan sadece skor peşinde koşmak çok bir şey kazandırmıyor.
Bu rehberin amacı da tam olarak bu. İlk kez oyuna giren bir oyuncu nereye bakmalı, neye öncelik vermeli, hangi hatalardan kaçınmalı, hesabını ve kaynaklarını nasıl daha mantıklı kullanmalı; hepsini sade ama dolu bir şekilde anlatacağım. Araya gereksiz şov katmadan, pratik taraftan gideceğiz. Çünkü Honor of Kings gibi bir oyunda iyi başlangıç yapmak, sonradan toparlamaktan daha kolaydır.
Oyunu ilk açtığınız anda her şeye saldırmayın
Yeni oyuncunun ilk refleksi genelde şudur: ne varsa toplamak, ne açılıyorsa bakmak, ne görünüyorsa denemek. Bu biraz doğal, biraz da gereksiz. Çünkü ilk gün amaç bütün sistemi bitirmek değil, sistemin nasıl çalıştığını anlamaktır.
Oyunu açtığınızda önce temel öğretici bölümlere ve başlangıç yönlendirmelerine biraz vakit ayırın. “Ben eğitim kısmını sevmem” diyen çok kişi var ama dürüst olmak gerekirse burada verilen şeyler boş değil. Harita yapısı, kule davranışı, minyonların önemi, beceri kullanımı, geri çekilme mantığı… Bunlar kulağa küçük detay gibi geliyor ama maç içinde en çok fark yaratan şeyler bunlar oluyor.
Bir de şu var: ilk girişte oyun sana sürekli ödül verir. Giriş bonusu, başlangıç etkinliği, yeni hesap görevi derken her şey çok cazip görünür. Fakat hepsini o an tüketmek yerine biraz beklemek daha mantıklı olabilir. Çünkü henüz hangi rolü seveceğini, hangi kahramanın sana uyacağını, nasıl bir oyun stilin olduğunu bilmiyorsun. Daha neyi sevdiğini anlamadan karar vermek çoğu zaman acele seçim demek.
İlk birkaç maçta amaç kazanmak değil, görmek olmalı
Bunu birçok oyuncu başta kabul etmek istemiyor. Ama ilk maçlarda asıl hedef “iyi oynamak” değil, “ne olduğunu anlamak” olmalı. Kule ne kadar vuruyor, hangi koridorda baskın daha sık geliyor, rakip ne zaman kaybolunca tehlike başlıyor, takım savaşında ne zaman geri çıkman gerekiyor… Bunları maç içinde gözlemlemeden sadece rakip kovalamak hiçbir şey öğretmez.
İlk günlerde bot maçları ya da daha rahat tempolu karşılaşmalar küçümsenmemeli. Çünkü oralarda utanmadan hata yapabiliyorsun. Bu da önemli bir şey. Gerçekten yeniysen, refleks geliştirmeden önce oyunun akışını tanıman daha değerli. Özellikle mini haritaya bakma alışkanlığı, çoğu oyuncuda çok geç oturuyor. Oysa baştan alışan oyuncu bariz şekilde daha az boş ölür.
Bir başka kritik nokta da şu: İlk üç dört maçta kötü oynaman gayet normal. Buradan “Ben bu oyunu beceremiyorum” sonucu çıkarmak gereksiz. Honor of Kings ilk dakikalarda çok hızlı akıyor gibi görünse de aslında oyunun temel mantığı tekrar ediyor. Sen birkaç kez aynı durumu görünce taşlar yerine oturmaya başlıyor.
Kahraman seçerken dış görünüşe değil rahatlığa bakın
Yeni başlayan oyuncuların büyük kısmı ilk tercihini tasarıma göre yapıyor. Bu da biraz kaçınılmaz. Parlak efektler, hoş duran kostümler, havalı saldırılar… İnsan ister istemez etkileniyor. Ama ilk günlerde önemli olan şey bu değil. Asıl soru şu: Sen o kahramanı rahat oynayabiliyor musun?
Bazı karakterler izlerken çok güçlü ya da çok havalı görünür ama oynarken aynı hissi vermez. Bunun nedeni genelde yetenek zincirlerinin zor olması, doğru zamanlamanın kritik olması ya da pozisyon hatasını affetmemesidir. Yeni başlayan biri için bu tip kahramanlar bazen gereksiz stres yaratır. Sürekli hata yaparsın, niye öldüğünü anlamazsın, sonra oyundan soğursun.
O yüzden ilk günlerde daha sade oynanan, ne yaptığı daha net görülen, savaş planı anlaşılır kahramanlara yönelmek daha akıllıca olur. Böyle olunca en azından yaptığın hatayı tanıyorsun. Mesela fazla ileri çıktığını, beceriyi yanlış sırada bastığını ya da gereksiz risk aldığını anlayabiliyorsun. Karmaşık karakterlerde ise hata nerede başladı çoğu zaman seçilmiyor.
Bir de şu önemli: İlk sevdiğin karaktere takılıp kalma. Hoşuna gitse bile farklı rollerden birkaç şey dene. Çünkü bir süre sonra şunu fark ediyorsun: oyunu iyi anlamak için sadece kendi kahramanını değil, karşı tarafın ne yapmak istediğini de bilmen gerekiyor. Bunu da denemeden öğrenmek zor.
Roller kağıt üzerinde kolay, maç içinde başka
Mobil MOBA’larda rol mantığını herkes duyuyor ama iş pratiğe gelince tablo değişiyor. Kağıt üstünde her şey basit duruyor: biri hasar vurur, biri önden gider, biri destek verir, biri haritayı çevirir. Ama maçın içinde bu roller birbirine karışabiliyor. Yeni oyuncu da en çok burada afallıyor.
Mesela uzaktan vuran bir kahraman seçtiğinde “Ben güvenliyim” sanıyorsun. Ama aslında pozisyon hatasını en az affeden rollerden biri o olabiliyor. Orman tarafı dışarıdan özgür görünür ama zamanlama, baskın takibi ve harita okuma ister. Destek rolü kolay sanılır ama takımın neye ihtiyaç duyduğunu en çok senin görmen gerekir. Orta koridor hızlı düşünmeyi, yan koridorlar ise sabırlı olmayı ister.
Bu yüzden ilk hafta boyunca tek bir role saplanmak yerine birkaç farklı rol denemek daha iyi sonuç verir. Sadece kendi oyununu geliştirmek için değil, rakibi anlamak için de. Bir nişancının neden korunmak istediğini, ormanın niye sürekli kaybolduğunu, desteğin niye bazen kill değil görüş peşinde koştuğunu biraz oynayınca fark ediyorsun. O bilgi de maç içinde seni daha sakin yapıyor.
Yeni başlayanların en sık yaptığı hata: Gereksiz savaş
Bunu açık açık söylemek lazım. Yeni başlayan biri çoğu zaman oyunu “karşıma çıkanla savaş” mantığında oynuyor. Çünkü eğlenceli tarafı ilk bakışta o gibi geliyor. Fakat Honor of Kings sadece düello oyunu değil. Hatta birçok maçta asıl farkı yaratan şey, ne zaman savaşmayacağını bilmektir.
Rakibi gördün diye dalmak zorunda değilsin. Canın düşükse, takımın arkadaysa, rakibin yanına biri daha gelebilecek gibiyse ya da mini haritada iki kişi görünmüyorsa durman gerekir. Bazen minyon temizlemek, bazen kule altında kalmak, bazen tamamen geri çıkmak daha doğru karardır. Bu kulağa sıkıcı geliyor olabilir ama kaybedilen çoğu erken oyun tam da bu sabırsızlıktan gidiyor.
Bir de kule altı heyecanı var. Rakibin canı az diye peşine giren oyuncu, çoğu zaman kule hasarını küçümsüyor. Hele ilk seviyelerde bu daha da sert hissediliyor. Bir skor almak için gereksiz risk alıp ölmek, çoğu zaman o skordan daha pahalıya patlıyor. O yüzden ilk günlerden itibaren şu alışkanlığı oturtmak gerekiyor: “Her düşük can gördüğümde girmem gerekmiyor.”
Haritaya bakmayan oyuncu, oyunu yarım oynar
Mini harita meselesi dışarıdan çok basit görünür ama oyunun temel taşlarından biridir. Hatta bazen mekanik yetenekten bile daha önemlidir. Çünkü ne kadar iyi vurursan vur, etrafında ne olduğuna bakmıyorsan sürekli hazırlıksız yakalanırsın.
Yeni oyuncuların çoğu bütün dikkatini kendi karakterinin etrafına veriyor. Bu anlaşılır bir durum ama tehlikeli de. Haritaya düzenli bakmadığında baskını geç görüyorsun, takım savaşına geç kalıyorsun, rakip kaybolduğunda bunu fark etmiyorsun. Sonra bir anda üç kişi üstüne geliyor ve “Nereden çıktılar?” diyorsun. Aslında çıktıkları yer belli, sadece sen bakmamış oluyorsun.
Bu alışkanlık ilk gün zor gelir. Her birkaç saniyede bir göz atmak mekanik olarak yabancı hissettirir. Ama bir süre sonra otomatikleşir. Hatta alıştıktan sonra, haritaya bakmayan oyuncuların neden bu kadar çok boş öldüğünü çok net görmeye başlarsın.
Eşya sistemi göz korkutabilir ama o kadar da karmaşık değil
Yeni başlayan çoğu kişinin eşya ekranından ürktüğünü söyleyebiliriz. İsimler, semboller, dallanan yollar, öneriler, savunma mı saldırı mı derken iş karışıyor. Fakat burada şunu bilmek rahatlatıcıdır: İlk gün her şeyi ezberlemek zorunda değilsin.
Başlangıçta önerilen dizilimleri kullanmak tamamen normal. Hatta çoğu zaman en mantıklısı. Ancak sadece otomatik ilerlemek yerine küçük küçük mantığını kavramaya çalışırsan iş kolaylaşıyor. Mesela şu soruyu sormak bile büyük adım: “Ben bu eşyayı neden alıyorum?” Rakipte fazla fiziksel hasar varsa ona göre, çok çabuk düşüyorsan ona göre, hasarın yetmiyorsa ona göre düşünmek gerekiyor.
Yeni oyuncunun düştüğü tuzak genelde şu oluyor: hep aynı dizilimi kurmak. Bir maçta işe yarayan şey, başka maçta hiçbir şey yapmayabiliyor. Çünkü rakip değişiyor, oyun temposu değişiyor, takımın ihtiyacı değişiyor. Bu yüzden ezber yerine farkındalık daha önemli.
Bir de savunma eşyası almak bazen gereğinden fazla küçümseniyor. İnsan hasar vurmak ister, anlıyorum. Ama hayatta kalmadan vurduğun hasarın bir anlamı da kalmıyor. Özellikle oyunu yeni öğrenirken biraz daha dengeli gitmek çoğu zaman daha iyi sonuç veriyor.
Kaynak yönetiminde acele etmeyin
Oyuna yeni giren hesaplara genelde bolca içerik gösterilir. Görevler, ödüller, etkinlikler, açılan sekmeler, deneme fırsatları… Bu yoğunluk içinde oyuncu bazen eline geçen her şeyi hemen harcamak istiyor. Fakat işin doğrusu, biraz frene basmak.
Özellikle Honor of Kings jeton gibi kaynaklar söz konusuysa, ilk hevesle karar vermek yerine birkaç gün oyunu tanımak daha mantıklıdır. Çünkü ilk başta çok beğendiğin bir kahramanı üç gün sonra hiç oynamadığını fark edebilirsin. Ya da hiç ilgini çekmeyen bir rol bir anda asıl sevdiğin tarafa dönüşebilir. Bunu yaşamadan yapılan tercihler çoğu zaman duygusal kalıyor.
Burada mantıklı olan şey, önce oyun stilini anlamak. Sen daha çok temkinli mi oynuyorsun, agresif mi? Tek bir kahramana bağlanıyor musun, yoksa sık değiştiriyor musun? Takımla mı rahat ediyorsun, yalnız taşıyan tipleri mi seviyorsun? Bu soruların cevabı oturduğunda hesabın içinde neye öncelik vereceğin de daha net hale gelir.
Bu yüzden bazı oyuncuların düşündüğü gibi hemen jeton satın al noktasına gitmek yerine, önce ihtiyaç tarafını netleştirmek daha doğrudur. Ne istediğini bilmeden yapılan harcama çoğu zaman gereksiz olur.
Etkinlikleri küçümsemeyin, ama körü körüne de koşmayın
Yeni oyuncular ikiye ayrılıyor: biri etkinlik ekranına hiç bakmıyor, diğeri ise sadece etkinlik kovalıyor. İkisinin ortası daha iyi. Çünkü etkinlikler gerçekten faydalı olabilir; özellikle yeni hesap için destekleyici görevler, deneme içerikleri ve ek ödüller bazen oyuna alışma sürecini kolaylaştırır.
Ama sırf görev diye her şeyi yapmaya çalışmak da bazen odak dağıtıyor. Ana mesele şunu kaçırmamak: oyunu öğrenmek. Etkinlik bunun yanında gelen destek olmalı, ana hedef değil. Görevler seni farklı modlara ya da farklı kahramanlara yönlendiriyorsa bunu fırsat gibi düşünebilirsin. Ama seni gereksiz yoruyorsa, her şeyi aynı gün bitirmeye çalışma.
Oyuna düzenli giren oyuncu zaten zamanla çoğu içeriği görür. Burada önemli olan aceleyle tüketmek değil, bilinçli kullanmaktır.
Takım oyunu kısmı düşündüğünüzden daha önemli
Birçok kişi yeni başladığında “Ben iyi oynarsam yeter” diye düşünüyor. Fakat MOBA oyunları çok nadir böyle çalışır. Evet, bireysel performans güçlü olabilir. Ama asıl farkı çoğu zaman uyum yaratır. Doğru zamanda birine eşlik etmek, gereksiz kovalamayı bırakmak, objektife dönmek ya da takımın yanında kalmak sandığından daha çok maç kazandırır.
Yeni oyuncunun burada yaptığı en büyük hata tek başına bir şeyler kanıtlama çabasıdır. Gereksiz yere öne açılır, yardımsız savaşa girer, sonra ölünce suçu takıma atar. Bazen takım gerçekten kötü olabilir, evet. Ama çoğu maçta küçük pozisyon hataları zincirleme sorun çıkarır. Sen bir kez geç kalırsın, diğeri fazla açılır, destek yalnız kalır, savaş dağılır.
O yüzden ilk haftalarda iletişim ve işaret sistemini hafife alma. Her zaman uzun uzun yazmak gerekmiyor. Bazen basit bir uyarı, bir geri çekil çağrısı ya da objektife yönlendirme bile yeterli oluyor. Bu küçük alışkanlıklar oyuncuyu daha olgun gösteriyor.
İlk hafta için gerçekçi beklenti koymak lazım
Dürüst olmak gerekirse kimse ilk hafta oyunun ustası olmuyor. Hatta çok hızlı yükselen bazı oyuncular bile temel eksiklerle gidiyor. O yüzden başlangıç döneminde kendine yanlış hedef koyma. “Ben üç günde her şeyi çözeceğim” düşüncesi çoğu zaman hayal kırıklığı getirir.
Bunun yerine daha mantıklı bir plan kur. İlk günlerde haritaya alış. Sonra birkaç rol dene. Ardından rahat ettiğin iki üç kahramanı seç. Sonra eşya ve takım savaşlarını biraz daha dikkatli okumaya başla. Bu şekilde ilerlediğinde hem oyundan sıkılmıyorsun hem de gelişim daha sağlam oluyor.
Bir diğer önemli nokta da maç sayısı. Çok oynamak her zaman iyi öğrenmek anlamına gelmiyor. Özellikle yorgunken arka arkaya maç atmak, yeni oyuncuda hataları artırıyor. Az ama dikkatli oynanan maç bazen uzun bir seriden daha öğretici oluyor.
“Kötü oynadım” demek bazen gelişimin başlangıcıdır
Oyuncuların en zor kabul ettiği şeylerden biri bu. Kimse kötü oynadığını düşünmek istemiyor. Ama oyunu öğrenmenin yolu biraz da buradan geçiyor. Bir maç kaybettikten sonra sadece takım arkadaşlarını suçlarsan hiçbir şey öğrenmezsin. Halbuki bazen tek bir pozisyonu dürüstçe incelemek bile çok şey değiştirir.
Haritaya geç baktın mı? Geri çekilmen gereken yerde savaşa mı girdin? Yanlış hedefe mi odaklandın? Fazla ileri mi çıktın? Eşya seçimin mi sıkıntılıydı? Bu soruların cevabını vermek oyuncuyu daha hızlı geliştiriyor. Çünkü sorun belirsiz kalmıyor.
İşin ilginç tarafı şu: bir süre sonra kendi hatanı maç sırasında görmeye başlıyorsun. İşte o an oyunun içinde gerçekten gelişmeye başlıyorsun.
Başlangıç döneminde abartısız, sakin ilerlemek daha iyi
Honor of Kings ilk kez açıldığında biraz göz korkutabilir. Bu çok normal. Özellikle rekabetçi oyunlarda yeni başlayan oyuncu, kendini hemen eksik hissedebiliyor. Ama bu oyunlar bir günde öğrenilmiyor zaten. Sağlam temel kuran oyuncu, geç de olsa daha oturaklı ilerliyor.
Başlangıçta ihtiyacın olan şey mükemmel oynamak değil. Oyunun akışını sezmek, hangi hataların seni cezalandırdığını görmek, hangi kahramanlarda daha rahat ettiğini anlamak ve harita bilinci kazanmak. Bunlar yerli yerine oturduğunda zaten maçların değişmeye başlıyor. Önce daha az ölüyorsun, sonra daha doğru zamanlarda savaşıyorsun, ardından takım katkın artıyor.
Bu süreçte Honor of Kings deneyimini daha rahat hale getirmek isteyen oyuncular, ilerleyen dönemde hesap içi ihtiyaçlarını da daha bilinçli değerlendirebiliyor. Yani konu sadece o an ne aldığın değil, neyi gerçekten kullandığın. Bu yüzden Honor of Kings jeton tarafında da acele karar vermek yerine oyundaki alışkanlıkların biraz netleşmesini beklemek daha mantıklı.
Sonuç olarak mesele çok basit: ilk gün panik yapma, her şeyi aynı anda öğrenmeye çalışma, haritaya bak, gereksiz dövüş arama, birkaç rol dene ve oyuna biraz zaman tanı. Bu temel oturduğunda geri kalan şeyler zaten daha rahat ilerliyor.
Ve tabii, oyun dünyasını takip ederken güvenilir içeriklere ulaşmak da işini kolaylaştırır. Eğer Honor of Kings için başlangıç rehberleri, oyun içi içerikler ve daha düzenli oyuncu odaklı paylaşımlar arıyorsan, mas4games tarafını takip etmek işine yarayabilir. Böylece oyuna yeni girsen bile nereye bakacağını daha kolay bulursun.
*advertorial