Oruç Tutmak: Kulun Allah’a Doğru Manevî Yolculuğunun Derin Anlamı
Oruç tutmanın manevi derinliği ve Allah’a yakınlaşmanın eşsiz yolculuğunu keşfedin. Ruhunuzu arındırın, maneviyatı güçlendirin.
Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reşat Öngören, Ramazan ayının Kur’an ile olan bağlantısını ve orucun tasavvuf açısından taşıdığı anlamı kapsamlı bir şekilde açıkladı. Öngören, Ramazan ayının Kur’an ayı olduğunu belirterek, orucun manevi boyutuna ve tasavvuf eğitimindeki önemine vurgu yaptı.
Ramazan Ayının Kur’an ve Tasavvufla İlişkisi
Kur’ân-ı Kerim’de Ramazan ayının özel olarak anıldığını, bu ayda Kur’an’ın indirildiğinin (Bakara, 185) ifade edildiğini aktaran Prof. Dr. Öngören, Kadir Gecesi’nin de Ramazan içinde yer aldığını belirtti. Peygamber Efendimizin Ramazan aylarında inen ayetleri Cebrail ile mukabele yapmasının, Ramazan ayının Kur’an ayı olarak adlandırılmasının temel gerekçesi olduğuna dikkat çekti. Ramazan’da inananların Kur’ân’la daha fazla ilgilenmesi ve onun hükümlerini hayatlarına yansıtmasının önemi üzerinde durdu. Tasavvufun, dinin ilkeleri içselleştirilerek uygulanmasını amaçladığını ifade eden Öngören, tasavvufun erdemli bireyler yetiştirmeye yönelik programının, Ramazan ile paralellik gösterdiğini kaydetti.
Oruç ve Tasavvuf Eğitimi
Ramazan ayı içinde yer alan orucun, tasavvuf eğitimlerinde önemli bir yer tuttuğunu belirten Prof. Dr. Öngören, Kur’an’da oruç tutanların ‘yolcular’ (sâihûn) olarak adlandırıldığını (Tevbe, 112) ve orucun Allah’a yapılan manevi yolculuğun bir parçası olduğunu açıkladı. Açlığın kişinin kötü huylarından arınmasına olan katkısına değinen Öngören, nefis terbiyesinde orucun anahtar rol oynadığını vurguladı. Oruçlunun yiyecek, içecek ve cinsel ilişkiden uzak durmasının, manevi yönüyle Allah’a ve meleklere özgü erdemler anlamına geldiğini kaydetti. Öngören, orucun sabır ve şükür eğitimleri içerdiğini belirterek, Kur’an’da sabır kavramıyla ilişkilendirildiğini (Bakara, 153) söyledi. Ayrıca, oruç sayesinde nimetlerin değeri anlaşılarak, zamanın kıymeti bilindiğini, bu hali kazanmanın tasavvufta ‘İbnü’l-vakt’ olarak tanımlandığını ifade etti. Oruçlunun sürekli ibadet halinde olmasının, kesintisiz zikir (zikr-i dâim) durumuna eşdeğer olduğunu ve günlük hayatla manevi hayatın birleştiğini anlattı. Son olarak, orucun yalnızca bedensel açlık olmadığını, manevi açıdan da ruhu besleyen bir uygulama olduğunu, oruçlunun kötü alışkanlıklardan, dedikodu gibi davranışlardan özenle uzak durması gerektiğini belirterek sözlerini tamamladı.
Kaynak: BYZHA