Donuk Omuz Sendromunda Erken Tanı ve Tedavi Önemli Fark Yaratıyor
Donuk Omuz Sendromunda erken tanı ve tedavi, hızlı iyileşme ve ağrısız yaşam için kritik öneme sahiptir.
Omuz bölgesinde hissedilen hafif ağrıların zamanla hareket kısıtlığını beraberinde getirmesi, “donuk omuz” olarak bilinen sağlık sorununun sinyali olabilir. Tıbbi literatürde “adeziv kapsülit” olarak adlandırılan bu durumda, omuz eklem kapsülündeki iltihaplanma ve sertleşme ilerleyici bir seyir gösterebilir. Günlük yaşamda araba kullanma, giyinme veya yukarıya uzanma gibi temel hareketlerin bile güçleşmesi, bu sendromun ciddi bir sorun haline gelmesine neden olabilir. Acıbadem Kartal Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Gökşen Gökşenoğlu, erken teşhisin tedavide kritik öneme sahip olduğunu vurgulamaktadır. Gecikmiş tanı ve tedavi sonrası iyileşme sürecinin uzaması ve hatta kalıcı hareket kısıtlıklarının oluşması olasılığı bulunmaktadır. Bu nedenle, iki ila üç haftadan uzun süren omuz ağrısı ve hareket kısıtlığı şikayetleri olan kişilerde zaman kaybetmeden uzman bir hekimle görüşmek önemlidir.
Risk Faktörleri ve Tanı Sürecinin Önemi
Dünya genelinde yaklaşık %2-5 oranında görülen donuk omuz sendromu, ülkemizde de benzer oranlarda rastlanmaktadır. Son yıllarda özellikle hareketsiz yaşam tarzının yaygınlaşması, diyabet ve tiroit hastalıklarındaki artış, yaralanma ve cerrahi sonrası uzun süreli hareketsizliklerin bu sendromun görülme sıklığını artırdığı kayıtlara geçmiştir. Ayrıca, daha önce 40 yaş altındaki bireylerde nadir görülen bu hastalık, günümüzde 30’lu yaşlar ve üzeri kişileri de içerecek şekilde yaygınlaşmaktadır. Kadınların, özellikle menopoz döneminde, erkeklere kıyasla 2-4 kat daha yüksek oranda risk altında olduğu bilinmektedir. Hormonal değişiklikler ve otoimmün hastalıklar bu durumun gelişiminde rol oynamaktadır.
İdiopatik yani nedeni bilinmeyen tipin yanı sıra, omuz yaralanmaları veya cerrahi sonrası uzun süre hareketsizlikte donuk omuz riskini artırmaktadır. Diyabet hastalarında yüksek kan şekeri nedeniyle dolaşım sorunları, kolajende değişime uğraması ve inflamasyon eğilimi nedeniyle bu sendromun gelişme olasılığı normal bireylere kıyasla 2-4 kat fazladır. Tiroit düzensizlikleri, Parkinson hastalığı ve kalp-damar hastalıkları gibi diğer kronik durumlar da risk faktörleri arasında yer almaktadır.
Belirtiler, Tanı ve Tedavi Seçenekleri
En belirgin başlangıç belirtisi, geceleri yoğunlaşan omuz ağrılarıdır. Bu ağrılar, uykunun bölünmesine neden olarak kronik yorgunluk ve ruhsal dalgalanmalara yol açabilir. Zaman içinde, eklem kapsülündeki sertlik artar ve hareket açıklığı ciddi biçimde azalır. Bu durum, günlük rutin faaliyetleri yapmakta zorluk yaşanmasına yol açar. Hastalığın gelişimi genellikle haftalar veya aylar içinde ilerler ve zamanla hareket kabiliyeti önemli ölçüde kısıtlanır.
Ameliyat ve diyet düzeni veya yaşam tarzı değişiklikleri gibi girişimler, tedavide önemli rol oynar. Temel tedavi amacı, ağrıyı hafifletmek ve eklem hareketini restore etmektir. Erken tanı ile tedavi süresi belirgin biçimde kısalabilir ve kalıcı hasarların önüne geçilebilir. Çoğu hastanın, uygun tedaviyle 3 ila 6 ay içerisinde günlük yaşamına devam edebildiği, ancak bazı durumlarda tam iyileşmenin bir yılı bulabileceği bilinmektedir.
Fizik tedavi ve ilaç kullanımı, donuk omuz tedavisinde ilk basamağı oluşturmaktadır. Hareketi artırmak amacıyla germe ve güçlendirme egzersizleri, anti-inflamatuar ilaçlar ve kortikosteroid enjeksiyonları sıklıkla tercih edilmektedir. Gelişmiş vakalarda, kapsül genişletici enjeksiyonlar veya cerrahi müdahale gerekebilir. Son yıllarda, minimal invaziv bir yöntem olan hidrodilatasyon, umut vadeden tedavi seçenekleri arasında yer almaktadır. Bu yöntemde, steril sıvı eklem içine enjekte edilerek kapsülün gerilmesi ve yapışıklıkların giderilmesi sağlanmaktadır. Uygulama genellikle görüntüleme rehberliğinde yapılmakta olup, ağrıyı hızla azaltmak ve hareket kabiliyetini artırmak amacıyla tercih edilmektedir. Bu yöntemin avantajlarından biri, cerrahi müdahale ihtiyacını azaltmasıdır.