Sessiz Ama Gürültülü Olanlar
Sessiz ama etkileyici, gürültülü olanların gizemli dünyasını keşfedin. Duyulandan daha fazlası burada saklı.
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü öğretim üyelerinden Dr. Gökçe Gültekin, 24 Nisan Uluslararası Gürültü Farkındalığı Günü vesilesiyle, günlük yaşamda sıkça göz ardı edilen gürültünün hem işitme sağlığı hem de genel beden sağlığı üzerindeki etkilerini kapsamlı şekilde değerlendirdi.
Gürültünün Sağlık Üzerindeki Temel Etkileri
Çevremizde sıklıkla karşılaşılan ve çoğunlukla fark edilmeyen gürültü kaynakları, sadece işitme sistemini değil, genel sağlık durumunu da olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Dr. Gültekin, özellikle büyük şehirlerde yoğun trafik sesi, çalışma ortamındaki klima, klavye, fan ve monitör sesleri gibi çeşitli gürültülerin yanı sıra sosyal ortamlarda duyulan müzik, telefon konuşmaları ve endüstriyel alanlarda kullanılan iş makineleri ile inşaat seslerinin en yaygın ‘sessiz’ gürültü türleri arasında yer aldığını belirtti. Bu tür sesler, kısa süreli algılanmasalar da tekrarlandığında ve uzun süre maruz kalındığında işitme ve genel sağlık üzerinde olumsuz etkilere neden olmaktadır.
Kalıcı Hasar Riski ve Bilişsel Yükün Artışı
Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen değerlendirmeye göre, 85 desibel ve üzerindeki gürültü seviyelerine maruziyet kalıcı işitme kaybı riski taşımaktadır. Dr. Gültekin, bu eşik değerin altında dahi uzun süreli maruziyetin işitme sağlığını tehlikeye atabileceğine dikkat çekti. Ayrıca gürültünün sadece kulakları değil, vücudun tamamını etkileyen bir stres unsuru olduğunu vurgulayan öğretim üyesi, kronik gürültüye bağlı olarak kan basıncı ve kalp ritminde artış, sindirim sorunları ve sinir sistemi etkilenmelerinin ortaya çıkabileceğini açıkladı. Beynin arka plan gürültüsüne karşı sürekli ekstra çaba sarf ettiğinin altını çizen Dr. Gültekin, bunun dikkat problemleri, zihinsel yorgunluk ve odaklanma güçlüğü gibi bilişsel zorluklara yol açtığını ifade etti.
Dr. Gültekin, ayrıca uzun süreli gürültü maruziyetinin bedenin sürekli stres tepkisi vermesine neden olduğunu ve bu durumun kortizol gibi stres hormonlarının sürekli olarak yükselmesiyle sonuçlandığını belirtti. Kişilerin bu durumu genellikle gürültü olarak algılamadıklarını ancak gün sonunda açıklanamayan yorgunluk, sinirlilik ve konsantrasyon düşüklüğü şeklinde deneyimlediklerini vurguladı. Gürültüye karşı bireysel hassasiyetin ise kişinin nörolojik ve biyolojik özelliklerine bağlı olarak değişkenlik gösterebildiğini ifade etti.
Son olarak, Dr. Gültekin, gürültüye alışmanın koruyucu bir önlem olmadığını belirtti. Tekrarlayan yüksek gürültü maruziyetlerinin veya sürekli arka plan gürültüsünün kalıcı işitme hasarlarına neden olabileceğini ve bu nedenle özellikle gürültülü iş yerlerinde kulak koruyucu kullanımının önemini vurguladı. Sessiz ortamların erişilebilirliğinin günümüzde giderek zorlaştığını ancak sessizliğin biyolojik bir ihtiyaç olduğunu belirten öğretim üyesi, gürültü maruziyetinin azaltılmasının ve koruyucu önlemlerin işitme sağlığı ve genel zihinsel performans için kritik olduğunu ifade etti.
Kaynak: BYZHA