Toplumların Öğrendiği Çaresizlik Gerçeği
Toplumların yaşadığı öğrenilmiş çaresizlik gerçeğini keşfedin, etkilerini anlayın ve çözüm yollarını öğrenin.
Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Rektör Danışmanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay ile Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Barış Erdoğan, psikoloji alanındaki “öğrenilmiş çaresizlik” kavramını sosyal düzeye uyarlayarak yeni bir akademik çalışma gerçekleştirdi. Bu çalışma, bireysel bir psikolojik terim olan öğrenilmiş çaresizliği toplumsal bağlamda değerlendirerek önemli bir teorik çerçeve ortaya koydu.
Kolektif Öğrenilmiş Çaresizlik Kavramı ve Sosyal Dinamikler
Uluslararası prestijli Theory and Society dergisinde yayımlanan makalede, “kolektif öğrenilmiş çaresizlik” terimi, toplumun geniş kesimlerinde süregelen ya da tekrarlayan zorlu deneyimler sonrası motivasyon kaybı, değişime olan inancın zayıflaması ve genel bir pasiflik durumunun gelişimini ifade ediyor. Bireysel bağlamda geliştirilen öğrenilmiş çaresizlik kavramı, Martin Seligman tarafından ortaya konmuş olup, kişinin kontrolü dışındaki olumsuzluklar nedeniyle eylemde bulunmaktan vazgeçmesini açıklıyor. Araştırmanın yazarları, bu mekanizmanın toplumsal boyutta da benzer şekilde işleyebileceğine işaret ediyorlar.
Çalışmada, negatif deneyimlerin bireyler arasında paylaşılması ve yayılması ile oluşan toplumsal inanç sistemleri ele alınarak, “ne yaparsak yapalım hiçbir şey değişmez” düşüncesinin sosyal norm haline gelme süreci analiz edildi. Bu süreç, sadece psikolojik değil aynı zamanda sosyolojik ve politik sonuçları da beraberinde getiriyor.
Teorik Ayrımlar ve Çözüm Önerileri
Makale, kolektif travma, kolektif depresyon ve kolektif öğrenilmiş çaresizlik kavramları arasında net bir ayrım yapıyor. Kolektif travma, toplumun savaş, felaket ya da soykırım gibi ciddi olaylara maruz kalmasını tanımlarken, kolektif depresyon bu travmalar sonrası yaygın umutsuzluk ve karamsarlık hali olarak tanımlanıyor. Buna karşın, kolektif öğrenilmiş çaresizlik, tekrar eden başarısızlık deneyimleri sonucu eylemsizlik ve değişime olan inancın zayıflaması şeklinde ortaya çıkıyor ve olumsuz koşullar ortadan kalksa bile etkisini sürdürebiliyor.
Çalışmada, toplumsal dayanıklılık kavramı olan sosyal plastisiteye de dikkat çekildi. Sosyal plastisite, eğitim, ifade özgürlüğü ve adil hukuk sistemi gibi faktörlerin toplumu travmalara karşı koruyarak kolektif öğrenilmiş çaresizliğin önüne geçebileceğini belirtiyor. Öte yandan, otoriter yönetimler ve haksızlıkların bu direnci zayıflattığı ifade ediliyor.
Yazarlar, kolektif öğrenilmiş çaresizliğe karşı demokratik katılımın güçlendirilmesi, kurumsal reformların gerçekleştirilmesi, şeffaflık ve adaletin sağlanmasının toplumsal motivasyonu geri kazandırmada kritik rol oynadığını vurguluyorlar. Makale, bu kavramın sosyoloji, psikoloji, nörobilim ve siyaset bilimi disiplinleri arasında köprü kurarak daha derinlemesine incelenmesi gerektiğini belirtiyor.
Kaynak: BYZHA