berliner stadtreinigung

Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sinop 17°C
Kuvvetli Sağanak

ZUHAL HOCA İLE SÖYLEŞİLER

Bu haftaki konuğum genç ve alanında ulusal ve uluslararası her türden çalışması bulunan Bartın Üniversitesi Mütercim – Tercümanlık Bölüm Başkanı Doç. Dr. Mehmet Cem Odacıoğlu.

ZUHAL HOCA İLE SÖYLEŞİLER
08.09.2021
A+
A-

Bu haftaki konuğum genç ve alanında ulusal ve uluslararası her türden çalışması bulunan Bartın Üniversitesi Mütercim – Tercümanlık Bölüm Başkanı Doç. Dr. Mehmet Cem Odacıoğlu. Öncelikle hoş geldiniz söyleşime değerli hocam, söyleşiye geçmeden önce sizi ve bölümünüzle ilgili faaliyetleri biraz daha yakından tanıyabilir miyiz? Belki Ayancık’ta dil okuyan ve çeviribilim bölümünü kazanmayı hedefleyen öğrenci kardeşlerimiz olabilir.

Değerli Zuhal Hocam, öncelikle güzel bir iş yaptığınızı belirterek konuşmama başlamak istiyorum.  Farklı konularda bilgilendirici ve okurlarına faydalı bir etkinlik gerçekleştiriyorsunuz gerçekten. Söyleşiye davetinizden ötürü teşekkür etmek isterim. Umarım bugün burada aktarmaya çalışacağım bilgiler, okurlarına faydalı olur.

Kısaca kendimden ve bölümümüzden bahsedecek olursam, 2013 yılından beri akademisyen olarak çalışıyorum. ÖYP programıyla Bartın Üniversitesi’nin o zamanki adıyla Çeviribilim bölümüne araştırma görevlisi olarak atanmam ile akademik maceram başladı. Ancak 2009 senesinde Atılım Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık bölümü lisans programından mezun olduktan sonra, zaman kaybetmemek için Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünün ilan ettiği İngilizce Mütercim Tercümanlık yüksek lisans programına başvurmuştum ve şansım yaver gitti, kabul edildim. 2011 yılında yüksek lisansımı tamamladıktan 2 yıl sonra yukarıda da bahsettiğim gibi ÖYP programı aracılığı ile Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çeviribilim bölümüne araştırma görevlisi olarak atanarak akademik yaşantım başlamış oldu. Bartın Üniversitesi bünyesinde kurulan Çeviribilim Bölümü henüz öğrenci almaya başlamamıştı ve bölümün öğrenci alabilmesi için üç öğretim üyesine ihtiyaç vardı. Tabii bunun için benim bir an önce doktora eğitimime başlamam icap ediyordu. Zaten ÖYP’nin mantığı öğretim görevlisi yetiştirmek üzerineydi. Bu sebeple lisansüstü eğitim almak üzere Sakarya Üniversitesine 35.madde ile naklim gerçekleşti ve orada başladığım doktora eğitimimi 2016 sonlarına doğru tamamladıktan sonra, zorunlu görevimi yerine getirmek üzere tekrar Bartın Üniversitesi’ne döndüm. 2017 yılında doktor öğretim üyesi oldum ve 2019 yılında Çeviribilim bölüm başkanlığı görevini devraldım. İngilizce Mütercim Tercümanlık anabilim dalına iki adet daha öğretim üyesi alınınca programımızı hazırlayıp YÖK’e gönderdik. Neticede 2019 yılında İngilizce Mütercim Tercümanlık anabilim dalı ilk defa öğrenci almaya başladı. Hatta şu an ilk yerleşen öğrencilerimiz üçüncü senelerinde. Zaman gerçekten çok hızlı akıyor. Bölümümüz ve anabilim dalımız oldukça faal. Öğrencilerimiz daha ilk senede BARÇEV adı altında bir öğrenci kulübü kurdu. Kulübün tüm etkinliklerine Instagram hesabından ve Youtube kanalından ulaşılabilir. Bölümümüze BARÇEV aracılığı ile Zoom programı üzerinden uzaktan konferans vermek üzere çeviri piyasasından pek çok çevirmen ve alanlarında duayen akademisyen hocalarımızı davet ettik. Tüm içeriklere bahsettiğim sosyal medya kanallarından ulaşılabilir.  Erasmus anlaşmalarıyla da bölümümüzü daha da güçlendirerek oldukça görünür bir statüye ulaştırmaya çalışıyoruz.  Bunun yanında çift ana dal ve yatay geçiş ile bölümümüze pek çok öğrenci yoğun talep gösteriyor. İlerleyen yıllarda Arapça Mütercim Tercümanlık programını da açmayı hedefliyoruz. Bitirirken belki biraz da röportaj konusuna temel oluşturan, bölümümüz bünyesinde ne tür dersler verdiğimden bahsetmek uygun olur. Ben daha çok çeviri kuramları, teknik çeviri, çeviri teknolojileri, yerelleştirme, makine çevirisi, çeviri kuramları-teknoloji ilişkisi gibi alanlarda öğrencilerimize destek sağlıyorum. Özellikle çeviri teknolojileri oldukça dinamik bir alan ve sürekli olarak güncelleniyor. Yenilikleri takip ederek, piyasada neler olup bittiğinin takip edilmesi hem bizleri bilgi ve uygulama açısından canlı tutuyor hem de öğrencilerimize karşılaşabilecekleri durumları şimdiden interaktif şekilde sınıf ortamında göstermeye çalışıyoruz.

1. Sayın hocam yakın geçmişten değerlendirmeye başlayacak olursak çeviri teknolojileri ile ilgili gelişimi nasıl toparlayabilirsiniz?

Türk Dil Kurumu teknoloji kavramını “Bir sanayi dalı ile ilgili yapım yöntemlerini, kullanılan araç, gereç ve aletleri, bunların kullanım biçimlerini kapsayan uygulama bilgisi, uygulayım bilim” olarak açıklıyor. Tabii kavramın sınırları farklı bilim dalları bünyesinde ve yeni gelişen bilim dallarının da sürece katılmasıyla her gün biraz daha genişliyor. Çok önceleri, belki de çevirinin sadece dilsel bir aktarım olarak tanımlandığı veya belki de çevirinin salt dini metinlerin çevirisi ekseninde cereyan ettiği, çeviri kuramının sadece sadık ve özgür çeviri kavramları etrafında döndüğü dönemlerde, çevirmenin çeviri sürecinde yararlandığı araç ve gereçler sadece etrafından duydukları ve basit bir yazı aleti ya da kil tabletten ibaretti. O zamanın teknolojisi çevirinin sınırlarının henüz genişlemediği ve uygarlıklar arasındaki etkileşiminin bugüne oranla sınırlı olduğu dönemde çeviri olgusunu açıklamada yetmekteyken, etkileşiminin artması sonucu farklı materyaller geliştirilmesi ihtiyacı doğdu. Neticede çevirmenin belki de en büyük teknolojik aracı kâğıt ve kalemden ibaret hale geldi. Tabii bununla da sınırlı kalmadı. Bu araçlar da yerini zamanla çeviriye hız kazandıran daktilo gibi araçlara bıraktı. Farklı türdeki sözlüklerin de çeşitlenmesiyle, çevirmenler aradıkları kavramlara hızlıca ulaşabilme imkanını elde ettiler. Böylelikle kavramların zıt anlamlıları, eş anlamlıları, hangi fillle veya sıfatla kullanılabildikleri anında öğrenilebiliyordu. Bu elbette dil öğrenimi de kolaylaştırdı. 1980’lerde bilgisayar teknolojilerinin de artık herkese ulaşmaya başlamasıyla çeviriye yardımcı malzemelerin çeşitliliği kâğıt, kalem ve daktilodan bilgisayar teknolojilerine kaydı. Zaten 1950’lerden itibaren bilim insanları ve mucitler makine çevirisini denemişti. Amerika ve Rusya arasında süregelen soğuk savaş döneminde Alan Turing gibi kişiler kod çözmek ve bilgi istihbaratı amacıyla makine çevirisine başvurdular. O zamanki teknolojilerin sınırları nedeniyle çeviriler yazılımlara girilen belli başlı sözcükler ve dilbilgisi kuralları esaslı gerçekleşmekteydi. Maliyet nedeniyle ve zaman kaybı olduğu gerekçesiyle bu teknolojiler belli başlı alanlarda kullanıldı o zamanlar ve ilerleme durdu. Ancak bilgisayar şirketlerinin (örneğin IBM ve Microsoft) bilgisayarları sıradan kullanıcılar için de üretmeye başlamasıyla yazılım yerelleştirmesi endüstrisi ortaya çıktı. Endüstriyel bir söylem olan yerelleştirmenin mantığında ise bir şirketin ürettiği bir yazılımın veya ürünün dünyanın her yerinde aynı anda piyasaya sürülmesi vardır. Bu şekilde yazılımsal içerik farklı dillere aynı anda yerelleştirilerek (“yerelleştirildiği kültüre dilsel, kültürel ve teknik açıdan uygun hale getirilerek”) şirketler orijinal dilde hazırlanmış yazılımlardan normalde elde ettiklerinden daha çok kâr elde etmeye başlamış oldu. Bu süreç asla durmadı.  İnternetin de yaygınlaşmasıyla, artık dijitalleşme de yoğunlaştı. Basılı bütün içerikler internet ortamına girdi. Bu nedenle bazıları içinde bulunduğumuz çağı dijital çağ, bilgi ve iletişim çağı olarak adlandırmaktadır. Bu sürede yerelleştirmenin diğer farklı türleri de ortaya çıktı: Şirketlerin küreselleşme arzusundan kaynaklı web sitesi yerelleştirme, oyun yerelleştirme ve bugün hatta mobil cihaz yerelleştirme. Burada durup düşündüğümüzde çevirmenin bir zamanlar çeviri sürecinde kullandığı araçlar sadece kâğıt, kalem ve daktilodan oluşmaktayken bilgisayar teknolojisi sayesinde masaüstüne kurabileceğimiz Word gibi yazılımlar, çeşitli çeviriye yardımcı sözlük, çeviri teknolojisi araçları (çeviri belleği vb.) yaygınlaştı. Günümüzde çeviri sürecini açıklamak için bu bile yeterli olmayabilir artık. İnternetten edinilebilecek pek çok çevrim içi sözlük, bulut tabanlı yazılımlar da çevirmenin çeviri sürecinde kullanabilecekleri diğer teknolojik araçlar oldu. Ayrıca çevirmenler internet sayesinde çeviri yaptıkları metin türü ve metnin terimleri hakkında da koşut metinlere hızlıca ulaşabilmektedir. Eskiden edinmek için, kütüphaneye gitmek durumunda kalınan pek çok materyale bu sayede kolaylıkla erişilmekte ve böylece çeviri süreci daha kolay atlatılmaktadır.

Çeviri teknolojileri ile ilgili olan bu gelişme ve dinamizm asla durmayacaktır. Burada çeviri eğitimcilerine ve çevirmen adaylarına düşen sorumluluk ise mesleki alandaki gelişmeleri ve literatürü takip etmek ve piyasa koşullarının interaktif sınıf içi eğitimlerde yaşatılarak, yeni gelişmelere ayak uydurabilecek donanımda uzmanlar yetiştirmek veya uzman olabilmektir.

Çeviri eğitimi almayan ancak alaylı diğer çevirmenlerin de tıpkı yukarıda bahsettiğim gibi yeni teknolojiler konusunda kendini geliştirmesine ve gelişmenin sürdürülmesi açısından akademik-sektör iş birliğine ihtiyaç vardır.

2.Çeviri teknolojilerinin özellikle günümüzde geldiği noktaya değinecek olursak, proje, teçhizat ve üretim vb. şekilleriyle ilgili somut örnekler verebilir misiniz?

 

Çevirmen çeviri sürecinden sorumlu uzman olsa da eski zamanların aksine süreçte artık izole bir uzman değildir. Çeviriler artık bir ekip iş birliği gerektirmektedir. Özellikle çeviri teknolojilerinin gerekli olduğu metin türlerinde (söz gelimi kullanmalık ve teknik metinler, pazarlama politikasıyla yazılan metinler) çeviri bir proje yönetimi şeklinde gerçekleştiği taktirde, çeviriye ayrılan zaman daha da kısalacak ve çeviri süreci daha hızlı atlatılacaktır. İşbirliğine dayalı çeviri modelinde; proje yöneticisi, çevirmen, dilbilimci, yerelleştirme mühendisi, post-editör gibi farklı uzmanlıkta veya iş kolundaki kişiler bir arada çalışabilmektedir. Bunun için yüz yüze olmaya da gerek yoktur. Ağ yoluyla birbirleriyle iletişime geçebilen ekip üyelerinin her birinin farklı bir görev tanımı vardır. Bu sayede daha organize bir şekilde çeviri bitirilmekte ve son halini almaktadır. Tabii burada bazı çevirmenler veya çeviri öğrencileri önceden tek başına tüm sorumlulukları üstlendikleri çeviri işini ekiple yaptıkları taktirde ve bilgisayar destekli çeviri araçları işleri hızlandırdığından, az para kazanabileceği endişesine kapılabilmektedir. Bu kısmi olarak doğru olsa da çeviri teknolojileri alanında kendini yetiştiren, bilgisayar destekli çeviri araçları konusunda yetkin, bilgisayarı ve interneti doğru bir şekilde kullanabilen ve bu ortamlarda nasıl araştırmaya yapılacağını bilen, hangi bilgi güvenilir hangi bilgi şüpheli ayırt edebilen, etik konusunda bilgi sahibi kişiler piyasada aranan isimler olmaya devam edecektir. Bu noktaya gelebilmek için ise, dört yıllık çeviri eğitimi süresince gerek çevirmen eğitimcisi gerekse çevirmen adayı üstüne düşen sorumluluğu almalı, yeni gelişmelere karşı meraklı olunmalı, çeviri dünyasına ait gelişmeler veya farklı gündem konuları sürekli takip edilmeli, yeniliklerin karşısında eleştirel bir tutum izlerken bile bu belli bir mantık çerçevesinde yapılmalıdır. Şurası kesin ki gelişen teknolojiler çevirmenin işini elinden almamakta, aksine yeni duruma adapte olmasını sağlamaktadır. Bunu gerçekleştirirken iş birliği gerektiren çevirilerde üretkenlik tabanlı ancak kaliteli çeviri işlerine imza atılması gerekmektedir.  Eğer ekip görev tanımlarını yeterince iyi yaparsa bence endişe edilmesine gerek yoktur.  Unutulmamalı ki “bir elin nesi var, iki elin sesi var”.

 

3.Son dönemde sık gündeme gelen ve bir çeviribilimci olarak benim de yakından ilgilendiğim ve de takip ettiğim yapay zekâ ve çeviribilim bağlamında güncel anlamda neler aktarmak istersiniz? Ve de son 20 yıldır özellikle gündemden düşmeyen; “Robotlar her meslekte insanların yerine geçebilecek!” bakış açısını çevirbilimciler, çevirmenler ve tercümanlar özelinde nasıl değerlendirirsiniz?

Aslında bu soruya yukarıda yanıt verdim. Yapay zekanın mantığında insanın yapabileceklerinin taklit edilmesi vardır. Bazı sektörlerde robot teknolojilerinin insanın yerini alabileceği ihtimali var. Ancak insan zekasının tamamen taklit edilmesi mümkün görünmüyor bence. Zira insan deneme yanılma yoluyla sürekli öğrenmeye açık ve tecrübeleri sonucu da beyin kapasitesi sürekli olarak gelişen bir varlık. Elbette siz makineye de bunu öğretebilirsiniz. Bakın dikkat edin, “öğretebilirsiniz” diyorum. Yine öğretme işi insanın elinde. Makine tek başına öğrenemez. Önce bir insan müdahalesi gerekir. İnsanın öğrendikleri de bugünle sınırlı değil ancak. Şu an yaşadığımız anda bile bir şeyler öğreniyoruz. Yaklaşık bir buçuk yıldır devam eden pandemi döneminde sayısız insan maalesef vefat etti. Bizim için şok edici ve beklenmedik bir durumdu. Bilim insanları bu durumdan kurtulmak için arayışa girdi. Bu sayede farklı aşılar üretildi ve ölümler azaldı. Bugün aşılar sayesinde hayat normale dönüyor. Bu yeni koşul, bizim hemen adapte olmamızı gerektirdi ve çıkış yolu aradık, bulduk. Makinenin bu yeni koşula kendi kendine adapte olması pek mümkün değil. Mutlaka bir insan müdahalesi lazım. Siz ona öğretirseniz, o da bu koşula adapte olur ve öğrenir. Ancak hayata sadece bugünden ibaret değil. Yenilikler farklı meslek dallarının da habercisi. Mesela bunlardan biri veri madenciliği. Çevirinin ilk tanımlarına bakılırsa da önce sadece dilsel aktarım olarak tanımlanan bir olguyken, zamanla ihtiyaçlar değişmiş ve hem diller arası hem de kültürler arası bir etkinlik olarak tanımlanmıştır. Peki bugün bu tanım yeterli midir? Çeviri bence salt dilsel ve kültürler arası bir etkinlik olmasının yanı sıra bugün bir teknoloji aktarımı da olmuştur. Siz yenilikler konusunda kitleleri çeviri aracılığı ile bilgilendirdikçe, yeni teknolojiler konusunda da bilgi sahibi olunmakta ve adaptasyon gerçekleşmektedir. Bu da belki de başka diğer yeni teknolojilerin habercisidir. Çeviribilim de bugün salt inter-disipliner bir bilim dalı değildir bence. Kurduğu ilişkiler bilgisayarlı teknolojilere de kaydığından disiplinler ötesi bir yolculuğa çıkmıştır. Böyle bir ortamda çeviri olgusuna duyulan talep pek azalacak gibi durmuyor. Zaten çevirme işi sadece sözcükleri çevirmek değil. Metin dediğimiz kavram sadece sözcük demek değil. Görseller de bir metin. Çevirmen kendini bu anlamda sınırlandırmamalı ve yeni koşullara göre konumlandırmalı kendini. Bir çevirmen geri geldiğinde post-editörlük de yapmalı mesela. Böyle olduğu taktirde farkındalık da gelişir. Bu konularla ilgili ayrıca BARÇEV Youtube kanalında bana ve diğer hocalarımıza, sektörde çalışan çevirmenlere ait videoları bulabilirsiniz.

 

Ayancık Ofset
YORUMLAR

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.