Ana Sayfa Köşe Yazıları, Sinop 11.05.2017 14 Görüntüleme

Hindistan-Maldivler-Sri Lanka Gezisi

“Hayat bir kitaptır ve gezip görmeyenler hep aynı sayfayı okur”

St. Agustine

Yeni yerler görmek uzaklaşmak, yolculuk, hayatın içinde her zaman insan için çok önemli bir anlam taşımaktadır. Yeni bir gezi yazısıyla karşınızdayım. Hisdistan Maldivler-Sirilanka’ya 16 günlük gezi programımızı sevgili dostum Dr. Güner ÇİNKO planlamış, ne yazık ki gezi öncesi babasının rahatsızlığı nedeniyle katılamamıştır. Gezimiz esnasında kaybettiğimiz sevgili babasına rahmet dilerken acılarını paylaşıyorum. Bu gezi programımızda grubumuz Sevgi-Ali DERELİ, Hanife-Cumhur YÜKSEL, İnci KARAEL, Süheyla HAMZAOĞLU, Şükran Yüksel ÜNLÜHİSARCIKLI, İlknur ÖVET gezide tanıştığımız Nazan-Erdal ERKUT ve sevgili eşim Filiz ÇETİNKAYA ERKAYMAZ’dan oluşuyor.

Dr. Güner Çinko’ya;

HİNDİSTAN; Resmi adıyla Hindistan Cumhuriyeti Güney Asya’da bulunan, dünyanın en büyük yedinci coğrafi alanı ve en büyük ikinci nüfusuna sahip ülke… 28 eyalet demokrasisi olan cumhuriyettir. Dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden birine sahip olmasına rağmen; yolsuzluk, kötü beslenme ve okur yazarlık oranı yüksektir. 1 milyar 300 milyon resmi gerçekte 1 milyar 400 milyon nüfusu ve yüksek nüfus artışı sebebiyle gelecekte dünyanın en yüksek nüfuslu ülkesi olacaktır.

Hindistan’da “Din” hayat tarzıdır. Laik Hindistan, Hindu, İslam, Hıristiyanlık, Jainizm, sihizın ve sayısız dayanan bir tarihe sahip geniş bir ülkedir. Ülkenin şaşırtıcı topoğrafik farklılıkların yanı sıra birçok din ve geleneğin bir arada yaşamasının bir sonucu olarak kültürel çeşitlilik de söz konusudur. Çok sayıdaki el sanatı ve sahne sanatlarıyla da anılır.

Hindistan’ın batıya açılan kapısı uluslar arası havalimanı ve limanı olan “Bombay”dır. 03 Şubat 20.35’te THY TK 720 nolu seferle Bombay’a yerel saatle 05.30’da indik. Pilotumuzun söylemine göre 5 saat 31 dakika  uçuş sonrası havalimanına indik. Magastunlar, çelik kapsüller üzerinde yükselen dev havalimanı, Hindistan’ın dünyaya açılan yeni kapısı olup; Yüzeyi tamamen camla kaplı terminal binası günde 100’den fazla kalkışın yapıldığı ve ülkenin modernleşme sürecine katkı sunacak bir proje…

Pasaport kontrolleri sonrası alanda bekleyen turun otobüsleriyle kahvaltı alacağımız “Mumbaı The lalit” geldik. Kahvaltı fazlasıyla Hint mutfağının ürünlerine sahip olduğundan hafif atıştırmalarla geçiştirdik. Otele girişteki kontrol noktalarından geçiş dikkatlerden kaçmamakta.

Mumbai kenti hakkında söz etmek istiyorum; 1995’e kadar “Bombay” denilmekte olup, Hindistan’ın “Maharaştra” eyaletinin başkentidir. Hindistan’ın en büyük şehridir. Nüfusu 13 milyon olup, şehrin metropol bölgesinde 20 milyon insan yaşamaktadır. Hindistan’ın ticaret, finans ve kültür başkentidir. 1534’de Portakiz’liler ele geçirmiş “iyi körfez” anlamına gelen “Bom Bahia” adını vermişler. Daha sonra bu isim İngilizceleşerek “Bombay” haline gelmiş. 1995’te “Mumbai” adını almış. Ticaretin ve eğlencenin başkenti olup Hint flimlerini üreten “Bollywood”un merkezidir. Yer yüzünün tüm renklerinin harmanlandığı, zenginliğin sefaletle iç içe olduğu yer…

Kahvaltımızı aldıktan sonra “The Lalıt Mumbaı” otelinden ayrılarak limanda bekleyen “Costa Ne o Classica” gemimize otobüslerle transferimiz yapıldı. 1.5 saatlik yolculuk sonrası limana ulaştık. Gemimiz 220 metre uzunluğunda 1308 yolcu 620 mürettebat, iki restoran, 9 bar, 2 yüzme havuzu 4 jakuzili, 624 kabinli sinema salonu, oyun salonu, internet Cafe’si ve cusinosu mevcut bir gemi…

Saat 11 gibi limana girmiş gümrük kontrolleri sonrası  gemimizdeki kamaralarımıza yerleştik. Öğle yemeklerimizi “Casino San Remo”da aldıktan sonra dinlenmek üzere tekrar kamaralarımıza döndük. Limana girişim sırasında asker konrolünün sıklığı ve evrakları incelemeden görev savar gibi bakarak geçmesi ilginçti. Akşam yemeği sonrası Ali Dereli beyle toplantı yapılıp yarın ki gezi programımızı saptamış tiyatrodaki “Show Casino”da Afro Arimba dansçıları ve şarkıcılar Francesco Mazzeo ve Yarelin Carcia’yı dinleyip izledik.

5 Şubat 2017 Pazar günü kahvaltı sonrası  kişilik gurubumuz Ali DERELİ önderliğinde limandan çıkış yaptığımızda Şükran hanımın bizi bırakıp başka yöne yol alması güne neşeyle başlamamıza neden oldu… Gümrükten geçerken (sözde kontrol) görevli Hindistan askerlerinin gemi tarafından bizlere verilen sarı renkli (Gezi vizesi) kartları okumadan bakıp geçmemiz ciddiyetsiz bir davranıştı. Gerçi bizim ülkemizde de elini ve kolunu sallayarak geçenlerin yanında? Gümrük dışında bizleri bekleyen yerel rehberimiz “Mushtaq ve R. Chowdhry” le buluştuk. Bombay /Mumbai) gezimize başladık. Yolculuğumuz . km’lik bir bulvardan geçiyor…

Bu bulvar Marina Drive (Kraliçenin gerdanlığı) sahildeki doğal koy olan “C” şeklinde altı şeritli bir yol. Gece bakıldığında yüksek bir yerden sokak lambaların ışıkların ışıklı görüntüsünün inci gerdanlığı görüntüsü veriyor. Lüks binaların önünden kıyıda oturan aileler, sevgililer ve kalabalıklar arasından geçiyoruz. Bu bölgede zengin ve ünlülerin yaşadığını söylüyor rehberimiz.

Hinduizm, dünyanın en eski dinlerinden biri, Hindular da diğer inananlar gibi mabetler yapmışlar. Hinduizm (Aynı zamanda Sanata Dharma ve Vaidika Oharma diye bilinir.) çok kapsamlı ve geniş bir dindir. Yaklaşık 900 milyon insanıyla Hiristiyanlık ve İslam’dan sonra en büyük üçüncü dindir. Herkes, yaşam ve ölümün sürekli birbirini takip ettiğine, yani “reen karnosyona” inanır. Şimdiki durağımız Devlet Konuk evi olarka geçmişte hizmet görmüş, şimdiler de hindu tapınağı olarak hizmet gören Adishwarji Jain Tapınağı. Dış kapı taze çiçeklerle süslenmiş iç havluya girdiğimizde ayakkabılarımızın çıkarılması ve uygun kıyafetli olmamız konusunda uyarılıyoruz. Rehberimiz içeride duş alınıp iki parça bezle örtünüp ibadete durduklarını anlatıyor. Fotoğraf çekme ve izlenimlerimiz bittikten sonra ayrılıyoruz.

Yeni durağımız Hanging Gardens 22 tepe üzerine kurulmuş Mumbai kentine; üç gölün suyunu bu tepede toplayarak pompalanıp şehre su verilen alanın üzerine 1850 de inşa edilip daha sonra 1921’de yenilenmiş bir bahçedir. Görkemli yeşil bitki örtüsü ve çiçekler muhteşem. Ayrıca buradan geniş Arap Denizinin rahatlatıcı manzarayı izleyebilirsiniz. Bahçeden deniz tarafına geçtiğimizde çocukların çok ilgi duydukları ve gözlemlediğimizde oyunlarını oynadıkları ‘Yaşlı kadın ayakkabısı’ veya ‘Önyükleme Evi’ tamamen taştan yapılmış oyun parkuru…

 

Aracımıza bindik devam ediyoruz yeşillikler arasından geçerken rehberimiz uyarıyor kalın duvarların arkasındaki mekanın Zerdüştlere ait olduğunu kendilerinden başka kimsenin giremediği mezarlık. Üç halka şeklinde olduğunu dışta erkek ölüler ortada kadın ölüler, son halka ve üste olanda çocuk cesetlerin konulduğunu bildiriyor. Zerdüşt inancı İran’da doğup büyüyen bir din olup İran egemenleri tarafından yok edilmek ve yasaklama sonrası buraya (Mumbai) yerleşenlerin mezarı diyor rehberimiz.

Şimdiki durağımız Hacı Ali Dergahı Hindistan’da da oldukça fazla Müslüman nüfusu var. Müslüman’ların ve yabancı turistlerin çok fazla ilgi duyduğu  ve ziyaret ettiği yerlerden biri olan Hacı Ali Dergahı’na geldiğimizde oldukça kalabalık vardı. Buraya girmeye çalışmamız da programda aksaklık olacağından dışarıdan görülerek ve fotoğraflayarak geçtik.  Dergah hakkında bilgi verecek olursam; Kıyıdan açıkta küçük bir oda bulunuyor. Oda üzerinde türbe cami ve medresenin olduğu bir kompleksten oluşuyor. Mekke’ye hacca giderken ölen Hacı Ali isimli bir Müslüman tüccarın anısına 1431 yılında yapılmış. Karaya 500 metre uzaklıktaki bu oda gel-git olaylarıyla karayla bağlantısı kesilebiliyormuş. Beton yol yapmışlar dergaha Hindistan’da Müslümanların oluşturduğu simgelerdendir Hacı Ali Dergahı… Rehberimiz “Mushtaave” bu dergah ile ilgili anlattığı öyküyü de paylaşmak istiyorum. “Kadının biri elindeki tasta bulunan katı yağ toprağa değer değmez eriyince kadın üzümlü. Kadının bu üzüntüsünü gören Hacı Ali toprağa eliyle bastırarak yağ fışkırmış kabı doldurmuş. Hacı Ali rüyasında toprağın kendini bastırınca çok ezdiğini ve acı çektiğini söyleyince Hacı Ali öldüğünde toprağa gömülmemesini vasiyet etmiş. Vasiyet gereği ölümünde denize açıklara bırakılır. Kısa süre sonra karaya vurur. Bugün karaya vurduğu odaya gömerler. Daha sonra cami ve Türbeyi de buraya yaparlar.”

Yolculuğumuz sahil şeridinde çok geniş alana yayılan plajlardan geçiyor. Şöyle diyorlardı; “Bombay’da geçirdiğiniz günlerden birinde güneşi mutlaka “Bombai Chowpatt Plajı’nda batırmalısınız derler” Akşam üstleri piknik çantasını kapan sahillerde oluyorlar…

Rehberimizin bizi taşıdığı yeni durağımız Islcon Temple Tapınağı burada da ayakkabılarımızı çıkarıp içeri giriyoruz. Kapıdaki özel giysili din görevlisi gurubumuzu gezdirmeye başlıyor. Bahçeden binanın içine girdiğimizde vurmalı çalgılar eşliğinde ayin yapanlar “Hare Krishna, Krishna Krishana, Hare Roma” sözcüklerinden oluşan ezgiyi kora halinde söyleyerek adına ne diyelim zikir ediyorlar. Bakıyorsunuz tapınağın bir bölümünde sürünerek yerlerde inancını yerine getirenler derken tapınağın gelir kaynaklı satış bölümünde buluyoruz kendimizi… Şu ana kadar gördüğüm tüm tapınaklarda para kasaları dikkatlerden kaçmıyor.

Yine yollara koyuluyoruz. Yollar da çokça görülen “İndia Ferrari’si “Tuttuk’lar trafiğin cambazları… Tuttuk (Üç tekerlekli motorlar) Yakın mesafeler için ideal olmalı. Yollarda hurdadan da beter otobüsler ve korna ile yönetilen trafikte gitmekteyiz. Yolumuz 40 dakikalık yolu 8 dakikaya düşürdüğü söylenen Deniz Köprüsü’nden geçiyoruz. Karaya yaklaştığımız yerde yüzlerce sandal dikkatimizi çekiyor. Yerel rehberimiz bu bölgenin balıkçı barınağı olduğunu söylüyor. Hemen arkasındaki terme çatma binalar ve üstü teneke kaplı evlerde balıkçı evleri olmalı.

Yeni durağımız Çamaşırhane Yerel dilde ‘Dhobi’ adı verilen çamaşırcılar, ‘Ghat’ denilen kirli çamaşırları kapıdan alıp aynı günde yıkanmış ve ütülü halde yine kapıya teslim ediyorlar. Birkaç metrekarelik bölümden oluşan “Dhobi Ghat”ta her bölme bir aileye ait olup meslek babadan oğla geçtiği için sahipleri yıllarca değişmemekte, çamaşırlar ailenin erkekleri tarafından elde yıkanmakta. Günümüzde otel ve devlet kurumlara hizmet vermekteler. Hindistan’a gelen turistlerin uğrak yerlerinden biri oluyor çamaşırhaneler.

Hindistan’da özgürlük varsa Gandhi sayesindedir. 1917-1934 yılları arasında, Hindistan’ın büyük özgürlük savaşçısı, Mohandas Karamcand Mahatma Gandhi’ nin evi olan müzedeyiz. Hint ulusunun babası olarak bilinen Gondhi’den kalan gerçek şahsi eşyaları, fotoğrafları ve onu anlatan kitapların sergilendiği müze, sanırım Hindistan tarihine ışık tutuyor. 1869 yılında doğan Gandhi “şiddet göstermeme, inancımın birinci maddesidir. Aynı zamanda o, benim itikadımın da son maddesidir.” Diyerek İngiliz sömürgeciliğine karşı Hint Milli hareketinin en önemli lideriydi. Anı olsun diye Müzeden dışı bez kaplı içi fotokopi gibi sayfalardan oluşan “Mahatma” adlı kitabı aldım.

Ali Dereli’nin isteğiyle pazaryeri ve kuş satılan bir bölgeye geldiğimizde kokodan adım atamıyorduk. Grubumuzdan bu bölümü gezmek istemeyenler olsada kırmamak adına katıldık. Koku gerçekten dayanılmazdı. Bu alanda sokak berberleri yere oturmuş müşterilerini saç ve sakal traşı yapıyorlardı hemen fotoğraflayıp bölgeden ayrıldım.

Yollarda gezerken Portekiz ve İngilizlerin yaptığı binalar fark ediliyor. Genelde İngiliz binaları komuda kullanılıyor. Şimdiki durağımız İngiliz hakimiyetinin mimarı özelliğini taşıyan hala kullanılan Chhatrapati Shivaji Terminus adı verilen Viktorya Terminali kolanyal mimarının en önemli örneklerinden ve Unesco’nun koruması altında olan Tren garındayız. Önünden yürürken fotoğraflıyoruz. İçeri girdiğimizdeki öğrenci gurubuyla şakalaşıyorum. Fotoğraflarını çekme isteğimi kırmıyorlar Hindistan saygı işareti ellerini birleştirerek çene altına getiriyorlar.

Tekrar arabamıza binerek Hutatma Chow’da (Martyr’s Meydanı) Roma mitolojisindeki çiçek ve bahar tanrıçası Flora’dan esinlenerek tasarlanan Flora Çeşmesi’ni göremiyoruz onarıma alındığından çeşmenin orjinalinin fotoğrafıyla çevrilmiş halde… Viktorca Terminalinin yolun hemen karşısındaki Mumba; Belediye binası olduğunu bildirdi rehberimiz. Terminali yapan mimar tarafından tasarlanmış.

Yolculuğumuz devam ederken bolca “Kriket” sahaları ve oyuncular görüyoruz. Kısaca Kriket; dünyada pek yaygın olarak oynandığı söylenemez. Daha çok İngiltere ve eski sömürgelerinin ağırlıkta olduğu bir grup ülke tarafından rağbet görmekte… Rehberimiz Kriket sahasının arkasındaki binaların üniversite binası olduğunu söyledikten sonra dev saat kulesini görüyoruz…

Bu saat Kulesinin adı “Rajabia Clock” Rajabia Saat Kulesi Sir George Gilbert Scott, İngiliz mimar taraından tasarlandı. Londra’da ki “Big Ben” üzerinde modellendi. 1878’de tamamlanan kule Premehand Roychand tarafından görmeyen annesi “Rajabi”nin adını vermiş. Kulede intihar teşebbüsü edenlerin sıklıkla olması nedeniyle halka kapatılmış..

Grubumuzun hanımlarının ısrarlı isteği nedeniyle hint kumaşları ve kaşmir satılan iş yerine girdik. Hint hanımlarının özel günlerde giydikleri “Saree” lerde satılıyordu. Eşimin giydiği saree baya sükse yapmıştı. Grubumuz buradan yeterince kaşmir aldıktan sonra ayrıldık.

Artık gemimize dönmek için aracımıza bindik. Yolumuz Bombai’de limanın en gösterişli kolonsol yapısı Gateway Of İndia yanından geçiyoruz. Daha sonraki programımızda buraya gelip zaman ayıracağız. Buralar hakkındaki bilgiyi de daha sonra yazacağım.

Liman bölgesine geldiğimizde yol üzerinde trafiğe aldırmadan kriket oynayan gençler dikkatten kaçmıyor.  Yorucu bir gün olmuştu. Grupça akşam yemeğimizi aldıktan sonra gemimizin show casino’da Afroarimba dansçılar ve şarkıcılar Francesko mozzeo ve yaralin carsia programını izledikten sonra dinlenmek üzere istirahate çekildik.

Hindistan’daki ilk günüme değerlendirmem şu olacak; Havaalanını görünce ne kadar temiz ve modern demiştim…  Havalanından çıkışımızda burnumuza gelen koku daha bir km yol almadan etraftaki pislik ve insanların görünümlerindeki sefalet şaşırtıcıydı. Sanırım dünya trafiğinde en çok kullanılan korna sesi hindistanda. Trafikte; Bisiklet, motor ve tuk-tuk’lar oldukça yoğun. İnsanların tuvalet ihtiyaçlarını sokakta görmeleri ve yine sokakta traş eden seyyar berberler dikkatlerden kaçmıyor.  Sanırım dünyanın en az ayakkabı kullanan ülkesi… Özet olarak tezatlar ülkesi diyebilirim. Yoksulluk ve ihtişam özellikle sanırım gelir dağılımında makas çok açık, ya yoksulsunuz ya da çok zengin, ortası kalmamış.

 

6 Şubat 2017 Pazartesi

Bugün denizde seyir halindeyiz. Dünkü yorgunluktan sonra bugün 08.30 da kalktık. Kahvaltımızı aldıktan sonra Sinop gurubumuzla koyu bir sohbete daldık. Sohbet sonrası gurup üyelerimizin bazıları geminin havuzunda güneşlenmeyi bazıları gün içindeki etkinliklerden yararlanmayı (Langirt turnuvası, İnternet bağlantısı yardımı, rahat yürümek semineri , peçete katlama sanatı, ping pong oyunu, “Nasıl Katı moleküler Kokteyl hazırlanır”, Boyabama) Bende kamarama geçerek bu ana kadar gezi notlarımı toparladım.

Saat 17.00’de tekrar toparlanıp 5 çayı için 10. Deck (kattaki) Restoran La Trattorioda buluştuk.  Çay sohbetimizde Şükran ablanın anılarıyla hoş vakit geçirdik. Çay sonrası dağıldık son katta ki yürüyüş parkurunda yürüyüş sonrası kamarama döndüm.

Akşam yemeği sonrası gemimiz kaptanı “Mario Maretta” ile özel fotoğraf çekimi vardı. Gurubumuz Tiyatro salonunda ki “Illu sıons” programına katıldı. Program sonrası şansını denemek isteyen arkadaşlar oyun salonuna ben kamarama geçtim yarın “New Mangalore” limanında demirleyeceğiz gezi için dinlenmeye geçtim.

7 Şubat 2017 Salı New Mangalore

(Hindistan)

Bugün grubumuza Nazan-Erdal Erkut aieside eklendi. Limanda tuttuğumuz minibüsle erkenden yola çıktık. “Resmi olarak Mangaluru olarak bilinen Mangalore Hindistan’ın Karnatoka eyeletinin baş liman kentidir. İlk durağımız Pilikula Herıtage vıllage sanırım erken gelmişiz girişimizde mini sorun çözüldükten sonra park içindeki rehberimizin 100 yıllık dediği “Pilakula Gutto House” adı verilen zengin bir Hintliye ait bugün müze olarak kullanılan evi gezdik. Bina bölgenin iklimine sıcak yazlar ve sağanak yağışlar ile belirlenen üç noktalara göre tasarlanmış. Kullanılan yapı malzemeleri öncelikle sert Ağaç, Laterit ve kilden oluşmuş. Tavan kapılar ve pencereler karmaşık biçimde oymalanmış, ağaçtan oluşmuş sütunlar ustalarının yeteneklerini sergiliyor. Binanın içinde Hint yaşam tarzını içeren objeler ve evin ön bahçesinde özel vazodaki “Tulası Ağacı” (Minyatür görünümlü ağaç her Hintlinin evinde görebileceğimizi söylüyor yerel rehberimiz) fotoğraflar çekildikten sonra ayrılıyoruz.

“ Karnataka Bonk”ın sponsorluğunu yaptığı atölye evleri gezmeye başlıyoruz. İlk durağımız 2006’dan bu yana çanak çömlek ve eğitim merkezindeyiz. Yaşlı bir hanım Hint selamıyla bizi selamlıyor. Genç görevli ilkel tezgahında çömlek yapımını hayata geçiriyor.

Yerel dilde Gana olarak bilinen geleneksel öküz değirmenine geliyoruz. Öküz yardımıyla çalıştırılan dev mekanik değirmen vasıtasıyla Hindistan cevizi, sivri, yer fıstığı ve diğer kaynaklardan yağ çıkarılma gösterisi yaptılar. Bunlar tıbbı, sağlık amaçlı satılmakta.

Udupi mutfağında çeşitli yemeklerde kullandıkları dövülmüş pirinç işlemi yapan binaya geliyoruz. Yöremizde “dibek” dediğimiz aracın biraz daha geliştirilmiş taş içine pirinç bırakılıyor bir vurma mekanizmayla pirinç dövülüyor. Dövülen pirincin soğuk suda bile şişeceğini söylüyor rehberimiz. Bu ürünü de alıcılara satıyorlar.

Taş oyma ve heykeli sanatsal bir şekilde yapılan; Naga putları, Tanrıların idealleri, Dekoratif ürünler ve vitrin nesneleri yapmışlar. Bu ürünleri de turistlere satıyorlar. Hemen  yakınındaki binada Demir işleri yapan usta; orak, bıçak, Hindistan cevizi kazıyıcı, tarım aletleri ve kavucuk sıkma bıçakları yapıyor.

El dokuması tezgahların bölümüne geldiğimizde ürettikleri iki değişik el dokuması ketene benzeyen kumaştan alıyorum. Gezimize devam ediyoruz marangoz bölümünde ahşaptan fil figürü dikkatimizi çekiyor el sanatı satın alıyorum. Son olarak Bambu ve kamıştan yapılan; sepet, beşik, koltuk, masa, baston çeşitlerini görüyoruz üç kişilik aile Anne bana ve kız üretmeye devam ediyor. Gezimiz sırasında bölgeye has bitki örtüsünü görüyoruz. Bu park yaban hayatı ve bitki türlerini korumak yok olma tehlikesinden kurtulmak, doğal mirasını ve kıyı kültürünü sergilemekteler. Eğitici ve eğlenceli bir destinasyondu. Tekrar minibüsümüze bindik yolara koyulduk. Yol boyunca sıklıkla cami görüyoruz, rehberimiz bu bölgede Müslümanların diğer bölgelere göre yoğunluğundan bahsediyor.

Bin sütun Tapınağı (Hain tapınağı)

Mongalore’den yaklaşık 37 km uzaklıkta Moodbidri’de bulunan muazzam tapınak MS. 1430 yılında yapılıyor. Tapınak Jain Aziz olan Shri Chandranath Suvami’ye ithaf edilmiştir. Tapınak, Savira Kambada basadi olarak da bilinir. Vijayanagara İmparatorluğu döneminde inşa edilmiştir. Tapınağın 1000 sütunları olağan üstü bir şekilde oymalıdır.

Bahubali Heykeli 13 metre yüksekliğinde 80 tonluk heykel, dağ tıraşlanarak yapılmış. Geniş çevresi olan ve kale şeklinde çevrilmiş alanda tarihi bir anıt. Heykel uzun kulaklar, avuç içi dizlerine kadar uzanmış kıllar, dalgalı saçlı dev heykel. Heykelin arkasında 24 Jain Tirthankar putları, kuzeyden bakan heykelin önünde batan güneşin ışınlarını yakalayan uzun bakır stun (Dhwajstombh) Bahubali; Jain’ler arasında çok saygı gören bir figür. Ağabeyi Baharata ile gerçekleştirilen düelle sonrasında Bahubali krallığını ve kıyafetlerini terk ederek Jain rahibine dönüştüğünü anlatıyor görevli rehber…

Sıkıcı yolculuk sonrası Udupi Krishna Tapınağı (Krıshna Gıta Mahadwara) dayız. Karna taka Udupi şehrinde bulunan Tanrı Krishna’ya adanarak yapılmış bir Hindu tapınağı. Binlerce dindar lort Krishna’yı anlamak için tüm yıl boyunca bu tapınakta toplanırlar. Tanrıların Navagraha Kitiki adı verilen 9 delikli tencereden ibadet ediyorlar. Tencere zarifçe oyulmuş ve gümüş kaplamalı… Geniş bir alanda olan bu kutsal yerde birkaç tapınak daha bulunmakta. En eskisi 1500 yıl öncesinde yapılmış ahşap ve taştan tapınak. Hindistan’da hac için en kutsal yerlerden biridir diyor rehberimiz. Ayakkabılarımızı burada çıkarıp tapınağa girdiğimizde yine ağır bir baharat ve tütsü kokusu rahatsızlık veriyor. Tapınağın içinde büyük bir su havuzu neredeyse futbol sahası büyüklüğünde ortasında büyük bir kulübe, havuzun kenarında ibadet öncesi abdest alınıyor. Tapınaklarda ibadetler adeta eğlence tadında oluyordu. Çalınan çalgılar söylenen (bajanlar) dini şarkılar danslar, rengarenk giyisiler ibadet yapmadığında korkma duygusu yaşamadan tanrı aşkı ile insanlar eğlenerek mutlu bir şekilde ibadetlerini yapıyorlar.

Yeni güzergahımız Kaju  Fabrikası. Kaju sakız ağaçgiller familyasından bir tropikal iklim bitkisi. Brezilyada yetişir portakizler tarafından dünyaya tanıtılmış. Fasulye veya böbrek şekline benzemekte. Kanseri önlediği, kalp sağlığını koruduğu, yüksek tansiyonu düşürdüğü, saç sağlığını koruduğunu, kilo verdirdiğini daha neler neler sağlıkla ilgili eklemeler yapılıyor Kaju için. Dost sohbetlerini, ev gezmelerini, akşam oturmalarının, içki masalarının vazgeçilmez atıştırmaları olan kuruyemişler arasına Kaju fıstığıda ülkemizde eklenmiştir. Kendine has tatlı, tuzlu haliyle yiyenlere değişik damak zevki yaşatıyor. Kaju’nun ilk halinden evrenimizde çerez haline gelene kadar geçtiği aşamaları görmek üzere fabrikada gezimize başlıyoruz. Kaju bitkisinin ham halinden paketlenmesine kadar oluşumları izliyoruz. Fabrikada çalışanların neredeyse %90 üzeri kadın işçi olmaları gözlerden kaçmıyor. Bizlere 50grmlık paketler hediye ediyorlar. Grubumuz alışveriş yaptıktan sonra fabrikadan ayrılıyoruz.

Kanataka’daki şimdiki durağımız güzel Brahma tanrılarıyla ünlü Manjunath Tapınağı Millattan sonra 968 yılına dayanan bir Brahma deva tanrısı olan Srilokeswarın resmi gümüş kapının hemen üstünde tepede bulunan tapınak kare şeklinde. ‘Kadrı Manju Nath Temre’ da denilen bu tapınağın arkasındaki tepede Pandava denilen birkaç mağara bulunuyor. Mangaloredeki yüksek tepenin eteğinde bulunan 9 su deposu ile inşa edilmiş bu tapınak bölgenin en eski tapınağıdır. Tapınağın bazı bölümlerinde uyuyan Hintlilerde dikkatlerden kaçmıyor. Fotoğraflar çektikten sonra buradan da ayrılıyoruz.

Grubumuz lideri Ali DERELİ abimizin özel isteği ile New Mongovldre Fist Market (Balıkçı Pazarı) Marketteyiz. Hint okyanusunun tüm balık çeşitlerini görebilirsiniz. Dikkatimizi çeken olay satıcıların kadın olmasıydı. Bu son yağmurlarda Mongolorede Deniz balıkçılığı neredeyse dururmuş, o zamanda nehir balıkları pazarlanırmış. Biz şanslıyız Hint okyanusunun tüm balık çeşitlerini görmüş olduk.

Yeni durağımız Aloysiusşapeli 1870 yılında İtalyan Cizviti Antonio Boscheni tarafından yapılmış Katolik şapel. Bu şapelin önemi neredeyse her santimini kaplayan güzel tablolardır. Hindistanda gezdi,ğimiz tüm tapınaklarda ayakkabılarımız çıkarıldığında ilk defa bir kilise gezimizde de ayakkabılarımız çıkarılması istendi. Ülkede türk ibadethanelere aynı gösterilmesi isteniyor sanıyorum…

Mangolore şehir merkezinin 2km uzaklığındaki Gokarnanathes hwara Tapınağı’ndayız. Tapınakta çeşitli tanrı ve tanrıçaların duvar resimleriyle süslenmiş. Duvar resimleri Hindu destanlarından ve efsanelerindeki sahneleri tasfir ediyor. Şu ana kadar gezdiğimiz en temiz vede yeni yapılmış bir tapınak. Tapınak tesislerinde ihtişam da dikkatlerden kaçmıyor. Çarpıcı işçilik, altın renkleri, sanırım geceleri ışıklarla daha gösterişli olur. Birkaç galerisinde grubumuzdan bazılarımız alımlarına renkli noktalar sürdürüp kutsandılar. Fotoğraflar çekildikten sonra buradan ayrılırken bugünkü gezi programımızın son mekanını da tamamlamış oluyoruz. Hızlı bir şekilde gemiye transfer oluyoruz.

Bu gece gemimizdeki konsept ‘Hindisotan’ gördüğüm kadarıyla uyulmuş olacak ki yolcu kıyafetleri Hindistan giysileriyle rengarenk. Akşam yemeğimizi aldıktan sonra üst güvertedeki eğlenceye Cumhur ağabey ile katıldık. Görevliler bize gemici şapkası ve flar taktılar. İçkilerimiz alarak eğlenceye dahil olduk. Yorucu gün sonrası dinlenmek üzere kamaralarımıza döndüğümüzde saat 24.00 olmuş…

 

8 Şubat 2017 Çarşamba Cochin (Hindistan)

Bu günkü gezi programımız Kochi (cochin) Hindistan’ın güneybatı kıyısındaki Arap denizi ve Laccadive Denizindeki önemli liman kentidir. Arap denizi kraliçesi olarakta bilinen Kochi 14. YY’dan itibaren Hindistan’ın batı sahillerindeki önemli bir baharat ticaret merkeziydi. 1503’de Portekiz’lerce işgal edilen şehir daha sonra Hollanda’lılar ve İngiliz’ler tarafından işgal edildi. Hindistan 1947’de bağımsızlığına kavuştuktan sonra, Kerala devleti 1956’da, Kochi, Malabar ve Travancore illerinin birleşimiyle kuruldu.

Gemiden iskeleye indiğimizde mini alış-veriş sergilerinden hanımlar yöreye özgü kumaşlar bende magnet aldıktan sonra bu günkü gezimizi yapacağımız araçlar; Hindistan Ferrarisi “Tut-tut”larımıza geçiyoruz. Tut-tut (üç tekerlekli otomatik çek çek deniliyor. Dünyadaki bir çok ülkede, özellikle gelişmekte olan yine tropik veya subtropikal iklimli ülkelerde hem kiralık hem de özel kullanım için kentsel ulaşımda kullanılan araç) Gurubumuz 12 kişiden oluştuğundan 3erli 4 tut-tut tuttuk. Bizim tut-tut’umuzun üstü örtülü yanlar ve arka açık olduğundan doğal klimalı ese ese yolculuk yapıyoruz. Cochin geleneğin ve modernliğin buluştuğu bir destinasyon.

Kerala Arka Suları tut-tutlarla bir su yolu ağı, arkadan gelen nehirler ve kanallar ve göller arasında yolculuk yapmak üzere motorlu botlara gurubumuz ikiye ayrılarak bindik. Yolculuğumuz boyu su yolunda bir çok bitki ve yaban hayatı yaşıyordu. Kıyılarda Çin balık ağları ahşap yapılar, villalar dikkatlerden kaçmıyor. Motorumuz balık tutan balıkçı ilkel teknesine yaklaştı. Fotoğraf çekme olanağı sağladı. Balıkçı o esnada tuttuğu balıkla poz verdi. 1.5 saat süren gezimiz Lagün ormanlarının ve suların serinliğinin rahatlığında motorlara bindiğimiz basit iskeleye geldik.

Yeni durağımız Hindistan’ın simgelerinden çamaşırhane. Burada ütü bölümünde döküm ütünün içinde közle ütülenen çamaşırlar fotoğraflandıktan sonra tut-tutlarla şehir içi gezimize devam ediyoruz.

Francis Kilisesi (Fort Kochi) geldiğimizde sokak satıcıları etrafımızı sardı. Hindistan’a özgü boncuk işlemeli kalemlerden alıyor gurup üyelerimiz. Kilise Avrupalılar tarafından yapılan en eski kiliseymiş. Vosco da Goma Hindistan’a 3. Ziyaretinde hastalanıp ölünce bu kiliseye gömülmüş. Daha sonra oğlu kemikleri Portekiz’e taşımış. Kilisenin içindeki mezar yeri açık şekilde belirgin. 500 yıllık kilise Portekiz izlerini taşımakta.

Çin Balık ağları kısa bir yolculuk sonrası Sahilde balık ağlarını görüyoruz. Bu ağlar sadece Çin dışında Kochi’de bulunuyormuş. Sahil kenarındaki parkta tellere bez gerilerek yapılmış değişik boyutlardaki (5-3-2 metre uzunluğunda) balık heykellerin sırt bölümünde oluşturulmuş file içindeki özellikle pilastik çöpler çevre duyarlılığı için dikkat diyor.

Santa Cruz Bozilikası Fort Kochi’de bulunan Orijinal kilise 1505 yılında Portekizler tarafından inşa edilmiş 1558’de katedral olarak adlandırıldı. İngilizler 1795 yılında kadedrali yıkmış mevcut yapı 1905 yılında  yeniden inşa edilmiş. Papa bazilika statüsüne yükseltmiş. Mümberi Vasco da Gama tarafından yapılmış. Duvardaki resimler elle çizilmiş. İsa’nın çarmığa gerilmiş sembolü Paris’ten getirilmiş. Hindistan’da ilk defa ayakkabılarımızla girdiğimiz mabet.

Cochin’de şehir içi yolculuğumuzda “CHE” fotoğrafıyla “DYFI” harfli duvar yazıları dikkatimi çekiyor.  Rehberimize sorum nedir? Yanıtı “Hindistan Demokratik Gençlik Federasyonu (DYFI)” diyor. Kendisini bağımsız bir örgüt olarak tanımlamakta, 15 ila 40 yaşları arasındaki tüm gençlere açıkmış. Bende duvarlardaki CHE sembolünün önünde fotoğraf çektirdim anı olarak.

Hanımlar Cochin’de yine alış-veriş çılgınlığına devam ettiler. Bu ara alış-veriş sırasında bizleri ilgiyle izleyen gence “Türk müsün?” deyince “Evet” yanıtı üzerine turist misin?’e yanıtı iş adamı imiş kozmatik üzerine buradan ham madde alarak Türkiye’ye gönderiyormuş. Bu ara Hindu Temple Kochi tapınağına bizi almadılar. Hinduların dışında kimseyi almıyorlarmış. Zaman darlığından Mattancherry Sarayı (Hollanda sarayı) önüne kadar gelip dışarıdan görüp ayrıldık. Portekizlerin yaptığı saray Hindu destanlarının, Mahabharatha ve Ramayana’dan sahneleri tasvir eden duvar resim koleksiyonu varmış. Bina dıştan pekte bildiğimiz klasik saray mimarisine benzemiyor. Limana geldiğimizde gemimizin kalkmasına az bir zaman kalmıştı…

Akşam yemeğindeki kılık kıyafet konsepti “İtalyan Gecesi’ne uygun isteniyor. Garsonlar İtalyan bayrak ve harita motifli önlükleri, yemek sonrası showları, erkek garsonlar kadın misafirleri, kadın garsonlar erkek misafirleri dansa daveti hoştu. Hindistan gezimizin 1 bölümü bugün itibariyle bitmiş oluyor. Yarın deniz yolculuğu var.

9 Şubat 2017 Perşembe
Günümüz denizde seyir halinde geçiyor. Gemi bir çok alternetif sunuyor. Saat 10.00’da el sanatlarına katılarak “Kağıttan Güller” yapabilirsiniz. Bir başka bölümde “Sırt Ağrıları” ile ilgili seminere katılabilirsiniz. 10.30’da “Dans Dersi” alabilirsiniz. Saat 11.00’de “Daha çok yemek daha az kilo” seminerine katılabilirsiniz. 16.00’da sinema izleyebilirsiniz. Gün boyu havuz ve jakuziyi kullanabilirsiniz. Gurup genelde havuz ve güneşlenmeyi tercih etti. Akşam yemeğinde tavsiye edilen kıyafet 50-60’lı yıllardı. Yemek sonrası gemideki katılımcılarla “O ses” yarışması yapıldı. Tiyatro sonrası mini bir toplantı yaptık Ali Dereli ağabeyin programı uygulacak yarın ki gezimizde kamaralarımıza döndük.
10 Şubat 2017 Cuma Male (Maldivler)

Gemimiz Maldivler’e resmi adıyla Maldiv Cumhuriyeti’ne gelmiş, başkent Male sahilinde açıkta demirlemişti. Bu ülke hakkında kısaca bilgi verecek olursak; Maldiv Cumhuriyeti, 1200 adadan oluşan bir devlettir. Küresel iklim değişiklikleri yüzünden yüzyıl içinde sular altında kalacağı öngörülmektedir. Adada yerleşim binlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Önce Budist olan halk, Arap tüccar Abul Barakhat Al-Bari’nin tebliğiyle Müslümanlığı seçmiştir. Sırasıyla, Portekiz, Hollandalıların saldırısına ve hakimiyetiyle boğuşmuşlar. Maldivler 75 sene İngilizlerin hakimiyetine de boyun eymek zorunda kalmış 1965 yılında bağımsızlığını kazanmışlar. 3 sene kral tarafından yönetildikten sonra 11 Kasım 1968’de monarşi kaldırılmış Cumhuriyete geçmişler. Sembolik olmadan da öteye gidememişler.
Kartpostal güzelliğindeki maldiv adaları palmiye ağaçların gölgelediği plajlarıyla huzurla yerli halkın sevimli yüzüyle verdiği hizmet anlayışıyla tam bir turizm cenneti. 1200 adadan sadece 281 de insanlar yaşıyor. Yerel halkın genel kültürünün yüksek ve kendilerini çok iyi yetişmiş olduklarını görürsünüz. Suç oranının azlığıda dikkatlerden kaçmıyor. Yerel halk kendilerine has Dhivehi dilini konuşuyor. Adalar ülkesi Maldivler denizi, kumsalı gerçekten harika. İmkanınız olursa kendinize bir iyilik yapıp Maldivler de tatile gidin.
Geminin tahsis ettiği, yerel motorlarla gemiden karaya çıkıyoruz. Başkent Male’deyiz. Halkın %97’si Müslüman olan maldivler’de günlerden de Cuma olması işlerin kapalı olduğunu görüyoruz. Bu gün tatil günü. Ali Ağabeyle gurupdan ayrılıyor planladığımız geziyi yapmak için gideceğimiz ada otele rezervasyon ve bizi taşıyacak deniz motoruyla anlaşmak üzere Male’liyle sıkı pazarlık sonucu anlaşıyoruz.
Gurubumuzla buluşup deniz aracımıza biniyor 8 km uzaklıktaki Lankanfinolhu adasına yola çıkıyoruz. Otelimiz Paradise Island Resort’a ulaştığımızda; Hint okyanusunun ortasında, parlak beyaz kumsallar, Hindistan cevizli palmiyelerin gölgesinde tropik esintili cennet bir tatil adasındayız. Otel görevlisinin mini kokulu ıslak havluyla karşılaması, dinlenmek üzere geçtiğimiz alanda, kokteyl iyi geldi. Bize yardımcı olan az Türkçesiyle sempatik Ermeni kızı soyunma odalarımız havlu, snoker, palet ve şezlong konusunda da yardımcı oldu.
Hemen deniz kıyafetlerimizi giyip, kristal berraklığındaki suya dalıp balıklarla birlikte yüzmeye başlıyorum. Hint okyanusunun mavi sularında snorkel takıp denizin içini gözlemlerken bir taraftanda fotoğraf (sualtı) çekmeye çalışıyorum. Sudan çıkıp “Cennet bar” önünde okyanusa bakarak içeceğimi yudumlayarak biraz dinlendikten sonra tekrar balıklar arasında yüzme… Eşimin uyarısıyla denizden çıkıp şezlongda güneşleme… Hindistan cevizi sütüyle de burada tanıştık. Eşimle birlikte fotoğraf çekmek için adayı ve otelin diğer bölümlerini gezimize başladık. Bu ada 1 km uzunluğunda, 2.30 metre genişliğinde beyaz kımların çevrelediği odada su sporlarının özellikle sörf meraklıları için ideal. Konaklama bölümleri Sper bungalovlar, Villalar, Su üstü villalar, süitler muhteşem. Akşamın nasıl olduğunu anlayamadık. Bizi almaya motorumuz gelmişti önce Mole’ye sonra gemimize geçtik. Yorulmuş ve Hint okyanusu güneşi yakmıştı. Sırtımız yanmıştı neyse koruyucularla uyumaya çalıştım.
11 Şubat 2017 Cumartesi Maldivler
Gemide kahvaltımızı aldıktan sonra önce Male’ye sonra dün Lonkanfinolhu adasına taşıyan deniz motoruyla Bandas adasına yola çıkıyoruz. Maldivlerin tatil beldelerinden biri olan mükemmel beyaz kumsallar tarafından saçılmış, yeşil bitki örtüsüyle çevrilmiş deniz ve kumsal tertemiz. İskeleye yanaşıyor. Kuda Bandos adası Malahanı Tatil Köyü’ndeyiz. İşlemler yapıldıktan sonra havlu ve şejlongları alıyor beyaz kumlu plaj ve pırıl pırıl turkuaz sularla çevrili denizdeyiz. Mükemmel bir sakinlik ve huzurlu bir ortam. Muhteşem su altı dünyasını görmek için deniz altına dalıyor balıklarla birlikte yüzüyoruz. Duşumuzu almaya gittğimizde duş üstündeki papağanın sohbeti ve turistlerin kelimelerini tekrarlamaları (Japon, İngiliz, Türk) daha da keyifli hale getirdi ortamı.
Öğle yemeğimizi Koon Thai Restaurant’a gidip, Otantik Tay yemeklerinin lezzetleriyle buluştuk. Yemek sonrası fotoğraf çekmek için oda etrafında geziye başladım. Ada 180bin metrekare arazi üzerinde kurulmuş ve 40’dan fazla dalış alanı, rüzgar sörfü, su kayağı, parasailing etkinlikleri yapılabilen bir oda…
Güneş, kum ve denizin görkemi, sahildeki palmiyelerin gölgesi, saf sakin ve huzur cenneti görünümündeki Kuda Bandos’ta da akşam ettik deniz motorumuz bizi almaya gelmişti. Önce başkent Male adasına oradan da açıkta bizi bekleyen gemimiz Losta Neola Classica’ya geçtik. Bu günde yorulmuştuk. Akşam yemeğimizi aldıktan sonra kısa sohbet ettik. Gurubumuzla dinlenmek üzere kamaralarımıza döndük.

12 Şubat 2017 Pazar Male Maldivler
Gemimizden deniz motoruyla Male’ye çıktık. Bu gün Maldivler’in başkenti Male’yi gezeceğiz. Male; Dünyanın nufüs yoğunluğu bakımından en kalabalık yerleşim yerlerinden biridir. 2004 yılında Hint Okyonusunda meydana gelen tsunamide büyük zarar gören Male’nin üçte ikisi sular altında kalmıştır. Şehrin uzunluğu 2 km. genişliği 1 km olduğu söyleniyor. Bir buçuk saatte gezilecek kadar bir yer. Şehir dar sokaklar, canlı iskeleleri olan bir yer.
Gezimiz başlıyor ilk durağımız Presidentiol Palaca (Başkanlık Sarayı) Mavi beyaz renkleriyle dikkat çekiyor. Demir kapılar ardında, uzaktan görebiliyorsunuz. İçeri girmek mümkün değil ancak uzaktan fotoğrafa izin var. Sahilde olduğundan önünde askeri botlar ilgi çekiyor. Genel Kurmay binasının yanından geçiyoruz duvarda fotoğraf ve kamera çekimi yapılmaz işareti var yanından geçiyoruz. Yol boyunca ve park alanında gördüğümüz sayısız motosikletler sanırım nüfus yoğunluğuna göre dünya da en çok burada…
Yeni durağımız Hukuri Miskiiy (Cuma Gemisi) Antik bir şekilde dekore edilmiş UNESCO Dünya Mirası geçici listesine girmiş. Caminin önünde 17. Yüzyıldan kalma mezarlıkta mezar taşları. Cami 1152 yılında yapılan ve ülkenin ilk camisi yerine 1656 yılında yapılmış. Caminin duvarlarında mercan blokları, minaresi de mercan taşından yapılmış. Zemin döşemeleri, stunlar ve bazı dekoratif yerler için mercan blokları kullanılmış. Hindistan cevizi ağacından kapılar, pencereler ve çatı yapılmış. Caminin süslemesinde geleneksel Maldiv Sanatının örneklerini görebilirsiniz. Hemen yolun karşısında kaldırımda büyük minare Munnaru Minaresi 1677 yılında yapılmış ve 1984 yılına kadar ezan buradan okunmuş. 300 yaşında olmasına rağmen yeni gibi durmakta. İslamı Centre içindeki camiden ezan okunmaya başlayınca burası terk edilmiş.
Natıonol Art Gallery’in önüne geldiğimizde içeride sergi olduğunu öğreniyoruz. Sergi eserleri el sanatları, resimlerden oluşuyor. Eserleri incelediğinizde bizlerdeki Halk Eğitimi Merkezi sene sonu sergilerine benzemekte.
Burayı gördükten sonra yürümeye devam ediyoruz. Karşımıza İslamıc Centre Cami çıkıyor. Altın kaplama kubbesi dikkat çekiyor. Altın kaplama kubbesi dikkat çekiyor. Caminin ismi Muhammed Thakurufaanu Al Avuzam’dır. Bu merkezde caminin yanı sıra, İslam kütüphanesi, konferans salonu sınıf şeklinde salonlat bulunuyor. Camide aynı anda 5bin kişi ibadet edebiliyor. Caminin içinde hattat çalışmalarını görebilirsiniz. Caminin içine girme kuralları; şort, kolsuz elbise ile girilemiyor. 1984 yılında yapılmış…
Grurubumuz hanımları Male’de alışveriş yapma istekleri üzerine Ali Dereli, Cumhur Yüksel’le gruptan ayrılıp gezimize devam ediyoruz. Yolumuz Male Fish Market (Balık Pazarı)na geliyor. Okyanusta avlanmış büyük büyük ton balıklarını görüyoruz. Hint okyanusunda çıkan diğer balık örnekleriyle alıcılarını bekliyor. Satış reonlarından alınan balıklar temizleme bölümünde temizlenip alıcılarıyla buluşmalarını izledik. Bu arada kurutulmuş Maldiv balığının bulunduğu Smoked Fish Marketi’de görebilirsiniz. Bize uygun değil inancındayım.
Yolumuz üstündeki Lokal Market’e geliyor. Giysi, sebze-meyve satılan yer. Burada bulunan neredeyse tümünün tadına baktık. Ali ve Cumhur ağabey Hindistan cevizi istediler orada hazırlanısını izledik hazır olunca pipetle içtiler. Sulu bölümü bittiğinde ikiye ayırıp sıvı kısmının bulunduğu ince zarı tadtırdılar.
Yürüyüşümüze devam ediyoruz Villingili adasına gitmek üzere Southern Harbour limanına feritbota binmek üzere geliyoruz. Male şehrinin batısında bulunan adaya doğru yola çıkıyoruz. Kısa bir yolculuk sonrası adaya ulaşıyoruz.
Villingili Adası adasının ilginç bir geçmişi var. 1961 yılında adayı mandıra olarak kullanmaya karar verilmiş. Hatta burada yaşayanlar başka yerlere taşınmış. Bu plan tutmamış 1962 hapishane 1973 ise tatil köyü olarak kullanılmış. Şimdilerde tatil yapmak ve piknik alanı olarak turistler ve Male’liler kullanıyor. Ada da 1 postahane birkaç kafeterya ve futbol sahası bulunuyor. Feribottan indik yeşilliklerin arasında basit hamaklar insanlar oturmuş sohbet eden hatta uyuyanlar vardı. Bizde boş hamaklara oturduk. Baktık Golf arabası var anlaştık. Bizi açık hava arabayla gezdik. Halk plajları ve deniz aktiviteleri yapılabilen alanlar ve yeşil alanlar (Piknik) sanırım 10 dakika sürmedi gezimiz. Yürümeyle de yarım saatte biter demişlerdi. Tekrar feribota binerek Male’ye döndük. Limandan taksiye binerek Medhu Ziyaaraiy Türbesinin önünde indik. Maldivlere islamı getiren Fas’lı bir din bilimci Abdul Barakat Yoosuf Al Barbary’ın mezarı türbesi.
Artık Male’de son anlarımız eski başkanlık iskelesinin kaınında Male’nin kuzey ucunda yer alan halka açık meydan Jumhoore Maid haan (Bağımsız Meydanı) Dev maldiv bayrak buluşma yeri. Hemen önümdeki iskeleden Gemimize dönmek üzere deniz motoruna biniyor gemimize dönüyoruz. Gemimiz yerel saatle 17.00’de Maldivlerden ayrılarak Sirilanka’ya yola çıkıyoruz.
Akşam yemeğimiz için gurubumuzun tek masada olmaları için restoran yetkilikerinden yardım istedik. Yemek sonrası Sevgi-Ali Dereli çiftinin 39. Evlilik yıldönümleriydi. Pastamızı gemi personelinin özel taşımaları ve kutlamaları şıktı. Pasta yendi sohbetler edildi kameralara geçildi.
13. Şubat 2017 Pazartesi
Bugün denizde seyir halindeyiz. Son üç gün çok yorulmuştuk. 2 gün denize girmiş son gün sıcakta uzun yürüyüş yapmıştık. Deniz de yandığımdan sıkıntı da yaşamıştım. Notlarımıda toparlayıp kitap okuma zamanım oluştu. Gemide havuz ve jakuziler kullanma şansımız var. Yine saat 10.00 da sanat el işi “Klasik kitap ayracı” kursu, 11.15’de3 “Pizza Nasıl Hazırlanır” kursu, 15.00’de Ping pong turnuvası var. Bunların hiçbirini değerlendirmedim. Notlarımı toparlayıp kitap okudum. Saat 17.00 gurubumuz çay için toplandı. Sohbetler edildi. Yarınki Colombo (Sirilanka) programı yapıldı. Akşam yemek sonrası tiyatroda show izledik. Saat 23.00’de Latin gecesi vardı. Biraz izledik kamaralarımıza döndük.

Yerel rehberimiz dünyada filler için tek yetimhane srilanka’da olduğunu söylüyor. Hangi filler sorumuza yanıtı; ‘Ormanda kaybolan yavru filler’ cevabını alıyoruz. Yolumuz üzerinde bir fil parkının önünde duruyoruz. İki bakıcı iki fille birlikte anı fotoğrafları çekimleri yapılıyor. Ali ağabeyim 10 kilonun üzerindeki muz dalını file uzattığında anında yok oluyor. Bakıcısı bizlere şov yapıyor. (Filin hortumunu kaldırıyor, filin ağzına kafasını sokuyor) Fillere karşı sevgi görüntüleri ve fotoğraf çekimleri bitiyor. Ayrılıyoruz.

Artık başkent kolomboya dönüyoruz. Bu yemyeşil ülkenin daracık yollarının kural tanımaz trafiğinde yolumuz üzerinde okullardan çıkmış öğrenci grupları görüyoruz. Ormanların arasında mini mini göller ve enfes yeşilin her tonunu görebileceğimiz manzaralar arasında Kurum Egala kentine geliyoruz. Bu kentteki saat kulesi dikkatlerden kaçmıyor. Kurum Egala saat kulesi; Birinci Dünya Savaşında savaşan askerler anısına inşa edilmiş. 1922 inşa edilen kule 1945’te ikinci dünya savaşında ölen subaylarada ithaf edilmiştir.

Kolombiya’ya döndüğümüzde yoğun trafik gemimize yetişememe endişesi taşımamıza rağmen, Ali ağabey panoramik şehir turundan vazgeçmiyor. Kolombo; modern yaşamın ve sömürge binalarının karışımı bir yer. Eski binalar, Portakiz, Hollanda ve İngiliz döneminin binaları. Yeni yeni gökdelenler arasından geçiyoruz. Şehrin tarihi ve turistlik sayıdan 100 yıllık saat kulesi, eski meclis binası ve onlarca tapınak arasından limana geliyoruz. Sanırım geriye son binen biz oluyoruz ki peşimizden merdiven kalkıyor.

Akşam yemek için restorana girdiğimizde görevliler gemi yolcuları hanımlara ‘Gül’ sunuyorlar. Bugün ’14 Şubat Sevgililer Günü’ yemek sonrası şov programında Françesko ve Yarelin’ne Afro Arimba dansçılar eşlik ediyor şarkılar söylüyorlar. Bu günki gezimizde öyle yorulmuş olacağız ki uyuklaya uyuklaya programı bitiriyoruz. Sonrası kamaralarımıza geçiyoruz.

 

15 ŞUBAT 2017 ÇARŞAMBA; Denizde Yolculuk

Bugün denizdeyiz. Kahvaltı sonrası 09:45’te masa tenisi turnuvasını izledim. Sanat el işlerinde akşam yapılacak karnaval gecesi için kağıttan kostüm kursu var. Havuzu kullanmak isteyen grubumuz üyeleri havuz başında güneşliyorlar. Bugün bende güneşlenme programına katıldım. Büyük havuzun başında takım oyununda kızıldereliler kovboylara karşı oyun oldukça ilginçti. Akşam yemeği sonrası şov gecesinde mürettebat personelinin sunduğu şov vardı. Saat 24:00 gibi kamaralarımıza döndük.

 

16 ŞUBAT 2017 PERŞEMBE; Marmagoa (Hindistan)

Sabah kahvaltımızı aldıktan sonra iskeleye indiğimizde bando takımı karşıladı bizi. Biraz muziklik olsun diye bando çalarken önündeki kırmızı halı üzerinde kaz adımlarla selam çakarak yürüyüşüm grubumuzu hayli mutlu kılmış. Cep telefonlarıyla çekmişler izlediğim kadarıyla yürüyüşüm benimde hoşuma gitti. Yine Ali ağabeyimiz bir minibüsle anlaştı. Şoföruda rehberlik yapabileceğini söyledikten sonra Marmagoa turuna başladık.

Önce Goa hakkında bilgi verecek olursan; Hint dilinde Goa ‘uzun çimen’ anlamına geliyor. Doğal güzelliğin yanında ekonomisiyle de Hindistanda kişi başına düşlen milli gelir açısından ülkenin en zengin eyaleti konumunda. Gezginleri Hindistana çeken ilk neden Kültürel zenginlik ve tarihi doku sayılabilir. İkinci sırada dağcılık ve kış sporları yer alıyor. Bunun yanında Hindistan’ın mükemmel plajları ve tertemiz denizine sahiptir. Goa uzun yıllar portakiz sömürgesi olarak kaldıktan sonra Hindistan’a 1961 yılında katılmıştır.

Pencereleri dekoratif süslü demirlerle bezeli ve cam kenarlarındaki saksılar tam bir Akdeniz Kentini anımsatıyor. Portakizlerin izi olabilir mi? Dikkat çeken bir durum burada kadınlar bluz ve tek parça elbiseyle batı tipi giyiniyorlar. Yani tam bir Avrupa kendi havasında.

İlk durağımız benbeyaz yapısıyla şehre hakim bir yamaçta yer alan Church Of Immaculate Conception Meryem Kilisesi) dikkatleri çekiyor. Bu kilise 1541 yılında yapılmış ve 1619 yılına kadar birkaç kere restore edilip büyütülmüştür. Panjim’de ki en büyük ve en önemli kilisedir. Portakiz Barog tarzının bir örenğidir. Kilisenin çanı olt Goa ‘da August timian manastırı yıkılınca oradan getirilmiş ve GOa’daki en büyük ikinci çandır. İlginç Merdivenleri çıktıktan sonra kilise içindeki ve ön terasta fotoğraflar çektik ve yola devam ediyoruz.

Hindistan ipekleri, Kaşmirler, el sanatları ve takıların satıldığı kaliteli bir alışveriş yerinde duruyoruz. Grubumuz hanımlarıda içerde uzun süre gezdiler tam hareket edeceğimiz esnada biri alışverişe başlayınca hepsi alışverişe koyuldular. Bende küçük figürü olan el sanatından aldım.

Yeni durağımız Professed Houseve Bom Jesusun Bazilikası Unesco tarafından dünya kültür mirası listesine alınmış olan Bazilika bütün Roma katolig dünyasınca tanınan ünlü bir kilisedir. Portakiz’in uzak doğudaki kolonilerinde Hristiyanlığı yayma çabası için 1541 yılında yapılmış. Yoğun ilgi vardı. İçerisini inceledikten sonra fotoğraf çektik yolun karşısındaki müze ve Sekatetrali’nin bahçesinde  gezdikten sonra Pizza kulesi gibi eğilmiş ağacı resimledik. Tekrar aracımıza binerek geziye devam ediyoruz. Grubumuzun isteği üzerine bahçesinde gezdiğim Skatetrali’nin arka yolunda durduk. Seyyar satıcılardan zor kurtulup Katetrali’ye girdik. Bu katetral Saint Cadherin’ye ithaf edilmiş. Hindistan’daki en büyük kilisedir. Aynı zamanda Hindistandaki en eski kilisedir. Ana sunağın yanı sıra 8 Şapel ve 6 sunağı var. Kilise ‘Altın Çan’ olarak bilinen dev zambağı ile ünlüdür. Kilisenin duvarları oldukça eski ve güzel tablolarla süslüdür.

Kiliseden ayrılıp tekrar yollara koyuluyoruz. Yol boyunca bolca inek görüyoruz ve saygıyla geçmesini bekliyoruz. Kent merkezlerinde ‘Mahatma Gandil’ nin heykellerine rastlıyoruz. Goa’nın en eski tapınaklarından biri olan Shri Shantadurga Tapınağı Goa’daki en büyük tapınak. 1738 yılında inşa edilmiş tapınağın ana giriş holünde gümüş kaplı ahşap  kapılar. Giriş salonunda maymun tanrısı Hanuma çizimleri… Orijinal tapınak 1564’te Portekizlerde tahrip edilmiş. Büyük bahçesi çok sayıda ofis ve salonları olan tapınakta para kasaları dikkatleri çekiyor. Burayı ziyaret eden çok sayıda Hacı ve ziyaretçiler için yerel bankalarda bulunuyor.

Şoför rehberimize Ali ağabey gezi programımızda bulunan bir camiyi sorduğunda bir türlü bulamadık… Nafile cami arayışımız sonunda mini bir cami gördük onunla yetindik.

Sahakağrı Spıce Form (Baharat ormanı) geldik. Arabamızı dışarıda yolun kenarında park etmemizi istedi üniformalı görevli. Yemyeşil ormanın içinde yürüyüşe başladık. Burası tam bir baharat çiftliği. Giriş ücretlerimizi ödedikten sonra ikramların (Yeme-içme) sunulduğu alana geldiğimizde görevli hanım kabların içinde bulunan çiçekleri başlarımızdan aşağı döktü… Grubumuzu alan rehber baharat ormanı içindeki bitki ve ağaçlar hakkında bilgilendirmeye devam ederken ormanın bir bölümüne geldiğimizde ağacın tepesine hızlı bir şekilde çıkarak tepelerde ağaçtan ağaca geçen adamın şovunu izledik. Buradaki bitkilerin hangi hastalıklara ve kozmatik sanayide kullanma alanlarını anlattı yerel rehber. Gezi bittiğinde Goa’nın geleneksel tarzda yemekleri açık büfe olarak sunuldu. Biraz tatmaya çalışmışsamda bize uzak bir mutfak olduğundan pek sevmedim.

Tekrar yollara koyuluyoruz. Goa’nın dünyaca ünlü plajını görmek üzere… Birazdaha sakinlik ve huzur peşindeyseniz Güney Goa’yı tercih edin diyorlardı. Palolem Plajı en güzelleri demişlerdi. Sahil şeridi boyu kısa bir gezi yaptık bu plajda zamanımız azalıyor. Kente doğru yol almak durumundayız. Goa merkezine geldiğimizde ‘Kaju’ almak üzere grubumuzun bir bölümü rehber şoförümuzla gittiler. Zaman iyice daralmıştı. Araçta bulunanlar rahatsız olmaya başladılar. Neyse arkadaşlar döndüler limana indiğimizde gemiye son binen yine bizim grubumuz oldu. Peşimize merdiven kaldırıldı.

Akşam yemeği için kıyafet ‘beyaz’ uygulayanlar olmuş. Yemek sonrası şovda dans ve şarkıları yorgunluktan uyuyarak izledik. Erkenden kamaralarımıza döndük.

17 ŞUBAT 2017 CUMA MUMBAİ (Hindistan)

Sabah kahvaltımızı aldıktan sonra limanda bekleyen minibüsümüze bindik. Eleghanta Mağaralarına gideceğiz. Elephanta mağarasına gitmek için Hindistan’ın giriş kapısına “Gateway of India ya geliyoruz. Buradan deniz aracıyla Elephanta adasına gideceğiz.

Gataway of india İngilizler tarafından yapılmış meşhur Hindistan giriş kapısı 1924’te inşa edilmiş 26 Metre yüksekliğinde sarı bozalttan yapılmış anıt niteliğindeki betonarme kemer, Güney Mumbai kıyısında yer arıyor ve kente deniz yolu ile gelenleri karşılıyor. Indo-saracenic sitilde yapılmış olan anıtın elemanları 16. Yüzyıl Gujarat kentine ait İslami mimarisi stilinde türetilmiş. George witted tarafından tasarlanmış ve İngiliz kralı, George ve kraliçe Mary’in 1911 yılında Hindistan’ı ziyaretleri anısına yaptırılmış. İngilizlerin ülkeden çıkışları da 1948 yılında bu kapıdan gerçekleşmiş.

Rehberimiz Hindistan’a özgü yerel yolcu teknesine rezervasyonumuzu yaptı. Üst kata yerleştim fotoğraf çekmek için… Yolculuğumuz başladı. Hindistan kapısı ve Ta, Mahal otelinin nefis fotoğraflarını denizden çektim. Rehberimiz uyarıyor. Sağ taraf askeri bölge oranın çekilmemesi konusunda. Bir uçak gemisi görüyorum. İngilizler kullandıktan sonra Hindistan’a vermişler savaş uçakları gemisini. Sanırım kullanım süresi bitmiş. 1 saat deniz yolculuktan sonra Adaya ulaşıyoruz.

Adaya indiğimizde mini trenle kısa yolculuk sonrası mağaraya çıkış merdivenlerine geliyoruz. Merdiven dibindeki restoranda lavoba ihtiyacı sonrası mağaraya çıkmak üzere merdivenlere doğru yöneliyoruz ki çevredeki maymunlar rahatsızlık veriyor. Eğer elinizde içecek ve yiyecek varsa şansınız yok kapmaya çalışıyorlar. Merdivenlerin uzun ve dik olduğunu öğreniyoruz gurubumuzdan bazıları omuzda taşınan koltuklara binerek çıkıyorlar. Merdivenlerin üstü güneşlik bezlerle kaplı. Sağı solu hediyelik eşya satıcıları. Sonunda merdivenler bitiyor 500 metre olduğu söyleniyor m erdivenlerin. Mağara bölgesi;

Elephanta Caves’teyiz. MS. 450-750 yıllar arasında yapıldığı sanılan içlerinde taşlardan oyularak yapılmış çeşitli büyüklükte heykeller olan mağaralar. Hemen girişteki mağara da içinde büyük Shiva heykelleri. Yine; Şiva, Vişnu ve Brahmaya ait üç başlı büst oldukça ilginç… fotoğraflar çekiyoruz bilgiler alıyoruz. Şiva (Yıkıcı), Vişne (Koruyucu) ve Brahma’ya (Yaratıcı) olduğu ve bu üç başlı heykel mağara içinde 6 metre yüksekliğinde. Bu ada Portekiz’lilerin eline geçince sahildeki büyük fil heykeli nedeniyle “Fil adası” da deniyor. Bu heykel 1814 yılında parçalara ayrılarak taşınmış ve 1912 yılında Mumbai’deki Victoria Gardens müzesinde yeniden birleştirilerek ziyarete açılmış. Sanırım yalnız bu ada ve mağaraları görmek için bile Hindistan’a gelinir. Dönüşte merdivenler de hediyelikler alınıyor. Ben sokak ressamlarından her ülkeden aldığım gibi resim alıyorum. Tekrar Mini trene biniyor oradan da teknemize geçiyoruz. Adaya giderkende dönerkende petrol platformlarının yanından geçiyoruz. Gemide Hindistan yerel kıyafetler giymiş genç kızın gizlice fotosunu çekerken tepki gösteriyor. Yanına giderek gönlünü alıyor birlikte fotoğraflar çekiyoruz…

Deniz yoluyla önde; Gate of india anıtı ve arkada Taj oteli (4 katlı tarihi bina ve 20 katlı modern bina) fotoğraflarını çekiyorum. Karaya çıkıyoruz,  adaya giderken arkamızda Taj otel görüntülü fotoğraf çekilirken yerel fotoğrafçı fotoğrafımızı şipşak çekmiş ve 5 dolara satmak istemişti. O fotoğrafçı dönüşte bizi yakaladı 1 dolara satmak istemişti. Cebimdeki 50 Rupiyi gösterdim kabul etti.

Karşımızda Taj Mahal Oteli Eski Otel tarihi bina 4 katlı olan ve 20 katlı Inter Continental Oteli benzer mimari özelliğe sahip olması nedeniyle görüntüyü tamamlamakta. Taj Mahal Oteli sahibi Mumbai’nin ünlü zerdüş sanayici S.K. TATA’dır. İngiliz döneminde sadece beyazların girebileceği gerekçesiyle kabul edilmediğine kızmış ve bu oteli inşa ettirmiş. Yine buradaki parkta dini liderlerden Vive kana’danın ve Marathi liderlerinden Shivaji’nin heykelleri de yer almaktadır. Otel ve Giriş kapısı arasındaki Apolla Bunder Meydanı Mumbai’nin popüler buluşma ve gezi yerlerinden biri olmuş ve turistlerle yoğundur.

Artık serbest zamanda alışveriş yapmak için kentte kalanlar kaldı biz gemimize döndük. Akşam yemeğinde gurubumuzla birlikte olduk. Yemek sonrası Show programında Hindistan folk show gösterisi vardı.” Mumbai’li grup Ustav” Hindistan müziği ve folklor gösterisi yaptılar. Gösteri sonrası kamaralarımıza döndük.

18 ŞUBAT 2017 CUMARTESİ Mumbai Hindistan

Sabah kalvaltı sonrası rehberimizle buluşuyoruz. Limandan çıkışları yapıyor şehir merkezine doğru yola çıkıyoruz. Kost Sistemi’nden bahsetmek istiyorum. Bugün Gezimizin son günü… Kast sistemine göre Hindistan’da insanları dörde bölüyoruz; En tepede; neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar veren Brahmanlar bulunuyor. Onların altına asker ve yönetici sınıfı… Bir aşağıda zanaat erbabı ve tüccarlar, daha da alt dibinde, bir de dokunmaya deymezler var. Toplumun tabanını oluşturan bu sınıfı, hiçbir kastta ait değil. Çok değersizler… Eğer yukarı kastdan biri, bu guruptan birinin gölgesine bile deyse, arınmak için pek çok ritüelden geçmek durumunda! Bunların halini hatırını soran Gandhie.

İlk durağımız Afgan Kilisesi Mumbai’deki en şaşırtıcı harika kiliselerden biridir. Bu Anglikan kilisesi 19. Yüzyılın ortalarında, ilk Afgan Savaşı ve Kabil savaşı sırasında kaybedilen hayatların onuruna inşa edilmiştir. Kilise, resmi olarak Colaba’daki Mumbai’nin en güney ucunda olan Novy Nogar’da bulunuyor. Aziz Evangelist Kilisesi olarak da bilinen Afgan Kilisesi Mumbai’de en çok ziyaret edilen kiliselerden biridir. 1947’de temeli atılan kilise 1865 yılında tamamlanmıştır. Bu güzel kilse erken Viktorya dönemi. İngiliz Gotik canlanma mimarisini örneklendirir ve kilisenin içinde daha iyi hava dolaşımı ve kiliseye görkemli giriş için mükemmel çok renkli vitray pencereleri görmeye değer.

Yolculuk “Bollywood Stüdyoları” na. Trafik o kadar ağır ki, bazen yürümek daha kolay. Yolumuz Mumbai Varoşu (Gecekondu-Teneke mahallesi) na düşüyor. Burası Asyanın en büyük gecekondusu… Turistleri buralara görmeye taşıyorlar. Küçücük bölgede 400 binin üzerinde yaşayanı varmış. Bu bölgede satılan pek çok şey burada üretiliyormuş. Minik minik odalarda gündüz çalışıp üretiliyor gece uyunuyormuş. Tuvaletleri kapanmış fakat boşluğa bırakılıyor pislik. Belediye belli zamanla su salarak temizleniyor diyor rehberimiz. Buraya Daharavi şehri diyorlar. Günlük 90-150 rupi kazanıyorlar burada yaşayıp çalışanlar. Fakirlik teriminin karşılığını görebileceğiniz mekanlar arasından sürekli korna çalan araçlarla ve de harabeye dönen evlerin yanında rengarenk Hintliler ve sokakta yatan insanlar…

Yeni durağımız Bollywood flim stüdyoları yüksek duvarlar arasında metal büyük kapı açılıyor. Minibüsümüz rehberimizin söylemine göre Mumbai’nin en önemli flim stüdyosu S.J. Studı os-en tertaınment ltd.deyiz Bizi rehber alıyor içerideki kafede dinlenmemiz ihtiyaç için ve yapılacak programı görüşüyor rehberimizle. Bu ara şu bilgiyi paylaşmak istiyorum; Mumbai’de Bollywood diye bir semt veya flim stüdyolarının birlikte yerleşik oldukları bir yer yok. Çeşitli semtlerde 30 stüdyo bulunmakta. Hindistan sineması 1913’den bu yana mevcut ve yılda bin civarında flim üretiyor. Hindistan’da 17 bin sinema salonu ve yıllık 5 milyar bilet satışı oluyormuş.

Gezimiz başlıyor, önce o anda flim çekimi yapılan stüdyoya giriyoruz. Sessiz 5-10 dakika izliyoruz flaşlı fotoğraf çekmemizi rica ediyorlar. Oradan kostüm hazırlanan bölüme geçiyoruz. Dış mekanda “Bollywood Broadwoy” sahnesinde (Danscı kız erkek heykellerin oluşturduğu sahne) toplu ve bireysel hatıra fotoğrafları çekiyoruz. Rehberin götürdüğü yeni mekan mahkeme salonu. Grup üyelerimizden Erdal bey yargı., eşim Filiz hanım katip, sevgi-süheyla hanım sanıklar, inci-Hanife hanımlar tanıklar bölümünde fotoğraflar çekiliyor. Yeni durağımız seslendirme sütüdyosu. Gurubumuzdan bir kişinin stüdyoya girerek seslendirme kayıtı yapılması isteniyor, herkes nazlanırken Filiz hanım stüdyoya girip “Ayancık Eymeleri” türküsünü kayıtı yapılıyor. Kayıt bittikten sonra izliyoruz. Yeni durağımız hastane konulu bölümdeyiz bende figüranlar arasına giriyor fotoğraflar alıyoruz. Gezimiz devam ediyor. Hint sinemasının önemli flimlerinin Afiş ve bilgilendirme bölümündeyiz. Bir Afişi hemen tanıyoruz “50lerde Türkiye’yi ağlatan ünlü Avare filminin yönetmeni ve baş artisti Raj Kapoor’un afişi…” Bu gezi alanımızda hint sinemasının önemli artist ve aktirislerin heykelleri bulunuyor. Rehberimiz “Bolly wood Awards” duvar yazılarının bulunduğu bölümde Hint sineması oskar ödülünü Hint yerel kıyafetleri giyen Erdal beye alkışlarımızla veriyor. Hanife hanım yerel kıyafetler içinde en iyi kadın ödülünü alıyor. Cumhur bey atantik kıyafet (altı şortlu) elde kılıçla fotoğraflayıp anı ölümsüzleştiriyoruz.

Stüdyo rehberimiz oda filmi izlersiniz yoksa dlim danslarını canlı performans mı görmek istersiniz? Biz canlı performans izlemek istedik. Profosyonel dans gösterisi sundular. Son bölümün de basit figür öğretileriyle grubumuzu da sahneye alıp toplu dans ettiler. Gezimiz çekimlerin yapıldığı modern ev-cezaevi-polis karakolu bölümlerini de gezdikten sonra minibüsümüze geçtik. Panoromik şehir turu atarak gemimize döndük.

Artık gemiden ayrılıyoruz. Akşamdan verdiğimiz bavullarımızı angardan alarak Pronto tur transfer otobüsümüze yerleşiyoruz. Havalimanı yakınındaki “The Lalıt Mumbai Oteline” yola çıkıyoruz. Akşam otelde konaklayığ sabaha karşı Mumbai-İstanbul uçuşumuzu yapacağız. Liman’dan otelimize yaklaşık 2 saat sürdü yolculuğumuz. Oda anahtarlarımızı aldık. Odalarımız harika eksik hiçbir şey yok sanırım 5 kıta gezdim en beğendiğim otel diyebilirim. Duşumuzu aldık ayakkabılarımı Hindistan’da bırakmak üzere çöpe bıraktım. Akşam yemeğimizi almak üzere yemek salonunda Hint ve dünya mutfağından yiyecek bulabilirsiniz. Salonda bir Hintli görevli bileziklik tele seramik sararak güzel el sanatı bilezik yapıyor. Hanımlar başında yaptırıyorlar ve ücret almıyor. Ben istediğimde erkeklere yapamayacağını bildirmesi üzerine cep telefonumdaki kızlarımız resmini gösterdim bir tanede bana yaptı. Dinlenmeye odamıza geçtik.

Rehberimiz aracılığı ile otel kalk uyarısı verdi otobüslerimize geçip havalimanına trasfer olduk. Gümrük ve pasaport işlerimiz bittikten sonra uçağımıza geçtik. 6 saate yakın uçtuktan sonra İstanhul’a indik. 17 günlük Hindistan –Maldivler-Srilanka gezimiz gördüğümüz diğer ülkelere göre çok farklı idi. Tam bir keyifli yorgunluk oldu diyebilirim. Mistik kültürü ve doğal güzellikleri, gördüklerim, yaşadıklarım hafızamdan çıkmayacak. Yeni gezilerde buluşmak üzere…

“Gezmek insanı alçak gönüllü yapar. Dünyada aslında ne kadar da küçük bir yer kapladığımızı görmüş oluruz.”

Fılaubert

 

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım | Osgaka.com